“Oğuzlardan Umay’ım Güzel Kızım Hoş Geldin”

 

Hoş geldin Allah’ımın selameti
Hoş geldin Allah’ımın rahmeti
Hoş geldin Allah’ımın merhameti
Hoş geldin Peygamberiminin tebessümü
Hoş geldin güzel milletimin bereket meleği
Hoş geldin küllerinden doğan talihim
Hoş geldin bozkır sancısı çekenlerin tesellisi
Hoş geldin beşiklerin üzerinde uçuşan niyazım
Hoş geldin kitaplara göz değmiş bakışlarım
Hoş geldin durmaksızın yazdıran kelam perim
Hoş geldin sayfalara sığmayan cümlem
Hoş geldin hayalimi havalandıran çift gözüm
Hoş geldin yükseklerden ses veren gümüş renkli saçlım
Umduğum; Umay’ım
Umudum; Umay’ım

Peygamberimizden
Tanrıkut ulularımızdan
Şehitlerimizden
Gazilerimizden
Adını bengü taşlara yazdıranlardan
Türk’ün gönül deryasına su katanlardan
Türk’ün gönül atlasında bayraklaşanlardan
Türklük şuuruyla ün salıp göç edenlerden
Fani dünyaya olan yolculuğunda
Elinden tutup sana eşlik eden Nazmi dedenden
Getirdiğin selama
“ve aleykümselam … ve aleykümselam … ve aleykümselam”

31 Ağustos 1913 tarihinde
Enver Paşa’nın öncülüğünde
Batı Trakya Türk Cumhuriyeti kuruldu
Hoş geldin devletli bahtım
31 Ağustos 2014 tarihinde
Babamı son bir defa gördüm
Hoş geldin babamın vuslatı

Türklüğüme bağlandığım sevdanın nişanesisin
Türklüğüme duyduğum sevginin taşıyıcısın
Gölge düşüreceğin yer bereketlensin
Söz düşüreceğin yer irfanlansın
Göz düşüreceğin yer gönüllensin
Türk’ün aydın cehresinde kaş olasın
Türk’ün çağlayan nehirlerinde yaş olasın
Türk’ün kültür davasında çağdaş olasın
Türk’ün medeniyet gövdesinde baş olasın

Önceliğimiz
Annen gibi
Baban gibi olmandan yana değil
Fikri hür
İrfanı hür
Vicdanı hür
Çağdaş bir birey ol
Sorumlu bir vatandaş ol
Şuurlu bir milletdaş ol
Bilgiyle kişiliğini
Felsefeyle karakterini
İnançla şahsiyetini
Tevekkülle kulluğunu “var” kılan
Türk ol

Türk’ün adı ilk duyulduğu andan itibaren
Türk’ün adını kıyamete kadar sürdürmeye çalışan
Yiğitlere “Umay Ana” olan soylu inancım
Bilge Tonyukuk’un cevabı
Gökalp’in “altın ışığı”
Sarı Paşa’nın inkılap fikri
Türkeş’in müjdesi
Benim kadirşinas apakayım
Senin de kıymetli annen olan
O yüce kadının nuru
Babanın “kızılelması”
Oğuzlardan Umay’ım
Hoş geldin kızım …

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

“Hak milletin şan onun”

Almanya’daki Türklere demokratik hakkı olan tercihlerinden ötürü “o zaman Almanya’yı terk edin” veya “öyle uzaktan oy vermekle olmuyor buraya gelin” mealinde çıkışlara maruz kalmakta.

Bu hoş ve kabul edilecek bir durum olmadığını söylemek isterim.
Alman siyasi parti genel başkanların, Alman ülke yöneticilerin, Alman milletvekillerin, Alman medyasının “meraklı” olmanın çok ötesinde olaya aktif bir şekilde dahil olurken Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veyahut Türkiye Cumhuriyetinin eski bir vatandaşı neden Türkiye’nin gidişatıyla meşgul olmasın? Bu demokratik haktan niye mahrum bırakılmak isteniliyor?

Türklerin Almanya’da soylu bir emeği ve onurlu bir mazisi var. Bununla birlikte Avrupa Türklüğü üzerinde yaşadığı ülkelerde sosyokültürel gerçek olmakla birlikte ister Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsun isterse üzerinde yaşadığı ülkenin vatandaşı olsun politik bir potansiyeldir. Bu nedenle adımız “gurbetçi”, “Alamancı” değil; Avrupa Türklüğü’dür.

Bu vesileyle, Türklerin Alman siyasetiyle değil de Türkiye siyasetiyle daha çok ilgilenmesinden rahatsızlık duyan Alman siyaseti bunun sebebini Türklerin kültürel kimliğinde değil bizatihi kendi siyasi mantığında aramalı. Türk toplumunu “sanık sandalyesine” mahkum etmeye çalışarak terbiye edebileceğini düşünenler biraz olsun Türk toplumunun temel değerleriyle yüzleşmeye çalışmalıdır.

Türkler demokrasiye, birlikte yaşama sevincine sahip çıkmıştır ve sahip çıkmaya devam edecektir.

Bismarck Türkler için “şarkın yegane centilmenleri” demişti. Biz en zor şartlarda bile centilmenliğimizi muhafaza ve müdafaa ettik.

Ayrıca, Türklerin sosyolojik kimliğini ve milli egemenlik serüvenini engel olarak görenlerin endişesini anlıyorum ama merak etmeyin Türkler o endişelerinizi boşa çıkaracak ferasete ve sağduyuya sahiptir.

Türkiye Cumhuriyeti demokratik, sosyal, laik bir hukuk devletidir.

Türkiye’de antidemokratik yönetim ve insan haklarını ihlal eden bir sistem hakim olamaz.

Buna Türk milleti izin verdirmez.

Bunun tersini iddia edenler Türk milletini ve Türkiye coğrafyasını tam anlamıyla tanımıyor demektir.

Bir kişiye endeksli kalarak Türk milletini kutuplaştırmak isteyenlere fırsat verilmemeli.

Çağdaş bir Türk herhangi medeni ve demokratik yönetimlerde kendisini geliştirmesini ve yükselmesini bilmiştir.

Şikayet yok, çalışma var.
Ziya Gökalp’in deyimiyle:

Sakın hakkım var deme,

Hak yok, vazife vardır!

Hak milletin, şan onun,

Ben, sen yoğuz, biz varız;

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Frankfurt karakolunda kahve var … Fatih OĞUZ

800px-ffm-hauptwache-1760

“Hauptwache”* kafeteryası.
Bir zaman Frankfurt’un karakolu olan bu mekana
İnsanlar zorla getirilirdi.
Bodrum katında insanlar gözaltında tutulurdu.
Sorguya gelen polislerin ayak sesleri ürkütürdü.
“Suçsuzum” diye inleyen;
“Hiç mi vicdanınız yok!?” diye bağıran sorgu mağdurları.
Küf kokan duvarlardan sızan zatürre organlara siniyor.
“Hauptwache” kafeteryası.
Şimdi bodrum katında enfes yemekler, pastalar hazırlanıyor.
Bakımlı garsonların hızlı adımları tempo tutar koridorlarda.
Kahvenin ve taze nane çayının uyuşturan aroması yükseliyor.
İnsanlar buraya kendi isteğiyle geliyor.
Kahkahalar, iş günü yorgunluğun verdiği üflemeler püflemeler;
Battaniyelere sarılmış insanlar.
“Hauptwache” kafeteryası.
Herkes hesabını zamanın gereksinimine göre ödedikten sonra
Bu mekandan ayrılır … Ama hatıralar güvercin olarak geride kalır …

Fatih Oğuz
01 Ocak 2017 Frankfurt/Main

*Hauptwache almancada karakol demek. Ve şuan Frankfurt’un şehir merkezinde kafeterya olarak işletiliyor.

Fotoğrafın kaynağı: Von Christian Georg Schütz d. Ä.; Hochgeladen von David Liuzzo – FfM Hist. Museum, Gemeinfrei, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=8623014

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Avrupa Türklüğünün fikir işçisi: Rıfat’ım …(Fatih Oğuz)

15094361_207777332995680_7517453718967116523_n

Azim, inanmak, ümit etmek, sabretmek, tefekkür ve tevekkül etmek dava adamlarına has özelliklerdir.

Dava adamlığı; karşılaştığı her musibeti hayırla karşılayabilmektir.

Biraz kırılır ama yılgınlık göstermez.

Yeri gelir üzülür, yeri gelir anlaşılmaz, yeri gelir horlanır lakin o inancını iman kalesinde muhafaza eder.

Ki o kale ümitsizliğin, hasetin, fesatın, dedikodunun, riyakarlığın ve de küfrün oklarına her daim hedef olur.

Dava adamı Mehmet Akif’in veciz tarifinde olduğu gibi tüm saldırıların karşısına geçer ve „benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var“ diye haykırır!

İşte böyle bir dava adamı olarak tarihe geçmiştir Rıfat Paça. Fikriyle, kalemiyle, azmiyle ve tükenmek bilmeyen sevgisiyle „geride durmayın, fırlatın o şer oklarınızı! Her attığınız ok size zayiat bana ise kuvvet vermektedir“ diyebilmiştir.

Almanya’da doğup büyüyen, Almanya Türk Federasyonumuzun sosyokültürel havzasında yetişen Rıfat Paça gönlünü ayyıldızlı sevdaya kaptırmış, gözlerini üç hilalli ülküye odaklamış, Türkçe ile hayata tutunmuştu.

İnsanlık için endişelenen, üzerinde yaşadığı Ülke için güzel temennilerde bulunan, mensubu olduğu müslüman Türk kimliği için kendini geliştiren, Avrupa Türklüğü için çözüm arayışlarına kafa yoran yüksek düşünceli bir kardeşimizdi .

Bir Ramazan akşamı, iftar sonrası yaptığımız sohbetimizde Almanya’da doğup büyüyen Türk çocuklarının Türkçe ile ilgili endişelerini ve tasarladığı projesini paylaşmıştı. Zerafet içerisinde fikir danışır, nezaket ile farklı görüşlerini aktarırdı.

Rıfat, kendini dev aynasında gören saygısızlara karşı tavizsizdi. Davamıza hizmet aşkıyla fikirlerini, kalemini ve yazılarını konuştururdu. Ülküdaşlarıyla buluşmak, onlarla muhabbet etmek adına kimi zaman tüm o zorluklara rağmen uzun yol demeden etkinliklere ve faaliyetlere katılırdı.

Rıfat aşk doluydu, heyecan doluydu, umut doluydu. Tefekkür etmek, fikrini yazıya dökmek onun için hayat şiarı olmuştu. Soylu düşünceler beynini kurcalıyordu. Artık gündelik mevzulara sığmayan düşünceleri sipihr makamına doğru yol almıştı.

Yüksek düşünmeyi „Rıfat“ ismiyle o kadar güzel hemhâl olmuştu ki; adının anlamı ömrüne mana yüklemişti.

Dünya hayatında ölen insanları hatıraları, hikayeleri ve hizmetleri diri tutar. Rıfat elbette davamızın nazarında canlılığını koruyacaktır. Lakin işin birde fiziki yokluğun acısı var. İnsanız sonuçta. Kıymetli insanların yokluğu canımızı yakar, yüreğimize oturur, eksikliği hissedilir.

Sohbetimizde bana „Allah razı olsun başkanım. Görevin büyüğünü küçüğünü ayırt etmeden görev görevdir deyip bir nefer gibi azimle çalışmaya devam edeceğim inşaallah“ diyen böyle bir neferin yokluğu nasıl acı vermez?

Türk Milleti kara sevdalısını, ailesi Rıfat’ını, Almanya Türk Gençliği başarılı bir temsilcisini, Avrupa Türklüğü fikir işçisini, Ortadoğu Gazetesi köşe yazarını ve ben de kardeşimi kaybettim.

Ruhun şad olsun Rıfat’ım …

16 Kasım 2016 / Frankfurt-Main

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Frankfurt´un sabah güneşi … (Fatih OĞUZ)

Frankfurt’un sabah güneşi herkese eşit doğar,
Herkes eşit karşılayamaz sabahın güneşini.
Barksız kalanlar için kahrolası yeni bir gün,
Barklı olanlara her zamanki gibi bir gün;
Her ikisinin arasında kalan için ahiretten
Ödünç aldığı bir gün.
Mert olana ayrıcalıklı açmaz bahar çiçeği.
Namerde had bildirmez gök gürültüsü.
Uykusuzluk kiminin vicdan azabı,
Kiminin de vefa iadesi.
Güneşe minnet eylemeyeceksin,
Çünkü ay fena incinir.
Güneşli havada kahpenin düğünü olur,
Karanlık gecelerde yiğidin yası tutulur.
Frankfurt’un sabahında yeni doğumlar değil
Bayat ölümler gün görür … 26 Mart 2016 – 05:51

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Ruhu şad olur mu ölümün …? (Fatih OĞUZ)

Bir demet şiir topladım apakayım,
Bağban Dilaver,
Son durak Cebeci.
Nerede yatar ittihatçı Nazım?
Kimsesizlerin mezarlığına bir demet şiir koysam,
Ruhu şad olur mu Filibeli Hilmi’nin?
Bir demet hasret topladım konçuyum,
Bağban Atsız,
Son durak “Nihal” (sürgün anlamında).
Nerede kurulur büyük mahkeme?
Ok atamayanların mezarına bir demet hasret koysam,
Ruhu şad olur mu Pusat’ın?
Bir demet kır çiçeği topladım ruhum,
Bağban Enver,
Son durak “İsmail” (kurban oluş).
Nerede düşlenir güzel Turan?
Bıyıkları törpelenmeyenlerin mezarına bir demet kır çiçeği koysam
Ruhu şad olur mu hürriyetinin?
Bir demet hayat topladım kadınım,
Bağban sevda,
Son durak kavga.
Nerede vurulur doğmamış çocuklar?
Umudun kabrine bir demet hayat koysam,
Ruhu şad olur mu ölümün?

Fatih Oğuz
25 Mart 2016 / Frankfurt-Main

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Talat Paşa mahzun, Türk mahzun: 2 Haziran 1921 – 2 Haziran 2016

Almanya Federal Meclisi’nin çıkardığı karar siyasidir. Ve siyaseten alınan kararlar dönem dönem değişime uğrar. Bizler dikkatimizi başka bir yere çekmeliyiz.

İttihat-Terakki Cemiyeti üzerinden hesaplaşma ve pazarlık yapılmak istenilmekte.”İttihat-Terakki Cemiyeti’ne suçu at, kurtul” reçetesini önerenler sadece küresel odaklar mı?

Yıllarca “muhafazakarlık/siyasi ümmetçilik ve “kemalizm” adı altında İttihatçılar için “bu belayı başımıza bunlar saldı” mealinde sözler demediler mi? Bu konuda yüzlerce kitap çıkarıp İttihat ve Terakki’nin öncülerini küçük düşürecek, onları soykırımcı iftiralarıyla sahte belgelerin himayesinde mahkum ederek Türk toplumundan soğutacak yazılar yazmadılar mı?

Bugünümüze dair soruyorum: Birkaç yıl önce “Dersim o dönem yöneticilerin kanlı bir eseri” manasını taşıyan açıklamada bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AKP zihniyetinin; Mustafa Kemal Paşa’yı, Enver Paşa’yı,  Talat Paşa’yı, Cemal Paşa’yı ve daha nice vatan evladını idama mahkum eden İngiliz kontrolünde İstanbul’da kurulan Divan-ı Harp Mahkeme (Divan-ı Harb-i Örfî) heyetinden ne farkı var?

Tunceli’de ve bugün Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizde verilen mücadele 50 yıl sonra karşımıza yeni bir soykırım(!) tasarısı olarak çıkarma çalışmaları var. “1915 çözülmeden Dersim katliamı çözülmez. Dersim katliamına giden yol 1915 Ermeni soykırımından geçiyor” diyerek buna tarihi bir süreç yüklenmekte. Hatta bugünkü PKK teröre meşruiyet kazandırmak için “Kürt sorunu bu sürecin devamıdır. İttihat-Terakki Cemiyeti’nin uzantıları bugün katliama devam ediyor.” ifadelerini kullanıyorlar. Ergenekon-Balyoz davasında İttihat-Terakki Cemiyeti ile ilgili kurulmaya çalışılan bağlantıları hatırlayalım.

Ülkemizde o dönemlerde “açılım” başlığı altında çeşitli kampanyalar başlatıldı. Bunun en bariz örneği Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde Başbakanlık resmi sitesinde yayımladığı “taziye mesajı”. Mesaj halen yerinde duruyor.

Sadece Almanya’da değil dünya kamuoyunda oluşturulan soykırım tablosunun müsebbibilerin başında şehit Talat Paşa’nın şahsında o dönemin milli ahvalına sahip çıkamayan yerli(!) yöneticiler gelmektedir!

“Erivan’a gidip soykırım anıtını ziyaret etmemek Mekke’ye gidip Kabe’yi ziyaret etmemek gibidir” diyenlere Protokol statüsü veren kimlerdi?

Türk hükümetinin temsilcileri defalarca Berlin’e geliyor. Talat Paşa’nın şehit edildiği yeri sembolik namına ziyaret ediyorlar mı?

Talat Paşa’yı katleden cani Tehliryan’ın mahkemesinin 2 Haziran 1921 tarihinde başlaması hasebiyle bu tasarının da 2 Haziran 2016 tarihinde görüşülmesi niye Hükümet yetkililerin veya kamuoyunun dikkatini çekmez?

Tarihi arşivlerinin yanı sıra siyasi arşivlerimizi de açalım. Hep birlikte okuyalım dün kim nerede ne konuştu, ne vaat etti, neler imzaladı.

Almanya Federal Meclisi’nin aldığı karar tamamen siyasi ve dolayısıyla milletlerarası uzlaşmanın

değil daha çok milletlerarası menfaatlerinin gözetildiği bilinmekte. Bunun biliniyor olması ve buna karşı önlem almak yerine kendi milli pozisyonumuzu belirlemiyor olmamız daha vahim bir durumdur.

Siyasetçiler tarafından eyyamcı ve günümüzün pragmatist tutum doğrultusunda sadece tarihi vakalar pazarlık konusu edilmiyor aynı zamanda geleceğimize ve birlikte yaşama mutabakatımıza fiyat biçilmekte.

Ayrıca sosyal medyada dikkatimi çeken çok yanlış reaksiyonlara değinmek istiyorum. “Soykırım yapan ülke bize soykırımcı diyemez” görüşü marazlıdır. Soykırım yapmayan bir ülke “Türkler soykırım yaptı” derse ne yapacağız? Mensubiyetimizden öte hakikatin gereği olduğu için, inadımızdan ziyade inandığımız için duruşumuzu konumlandırmak zorundayız. İftiracılara asırlar boyu malzeme vermekten usanmadık mı? Bırakalım bu hamaset kokan reaksiyonları ve irfan saçan aksiyonlara yönelim.

İfade özgürlüğü kapsamında demokratik hakkımı kullanarak Almanya Federal Meclisi’nin bu siyasi ve tahkiri yüksek olan kararını kınıyor, buna zemin hazırlayan günümüzün Nemrut Mustafaları, Damat Feritleri, Ali Kemalleri, Mustafa Sabrileri tarihimizin vicdanına havale ediyorum!

Fatih Oğuz
02 Haziran 2016-Frankfurt/Main

 

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Kurulan oyunun canını okumak derim (Fatih Oğuz)

Çocukluğumuz büyümenin peşinden koşardı,

Şimdi biz çocukluğumuzun ardından koşuyoruz.

Kemal Sunal filmlerinde toplanırdık.

Hep birlikte aynı anda güler, aynı anda susar,

Aynı anda kahkaha atardık.

Biri oyunbozanlık yaptığında omuzuna bir yumruk vururduk.

En haylazından masum, en masumundan haylazdık.

Dondurmacı geldiğinde hemen kapının ziline dayanır

Babamızdan iki top dondurma için para isterdik.

Sonra gider kaldırım kenarında otururduk,

Önümüzden geçen arabalara bakarak;

“Büyüdüğümüzde daha kral arabamız olacak”

Dedikten sonra akadaşlarımızla hayallerin cömertliğine dalardık.

Erkek çocuğumuz olduğunda adını adlarımızı koyacaktık.

Hayal kurma konusunda pek mahirdik.

İlkokul çağlarında iken,

Yeni yeni cümleler kurmanın zevkini amatörce aşk mektubu yazarak çıkarıyorduk.

Yarı almanca, yarı türkçe, bol renkli aşk mektuplarımızı özenle hazırlardık.

Şimdiki yaşantımız gibi; yarı almanca, yarı türkçe, bol renkli ama özenle hazırlayamadık yaşantımızı.

Velhasıl aşk mektuplarına kalp çizer, kalbin içerisine kocaman bir harfe yer verirdik.

Arkadaşım benim mektubumu götürür,

Ben arkadaşımın mektubunu götürürdüm.

Çünkü gönlünü gıdıklayan kız onu utana bezene görmesin diye

Veya olumsuz bir cevabın karşısında arkadaşımızın mahcup olmasını görmesin istedik.

Kendi aşkımızı taşır gibi taşıdık arkadaşımızın aşk mektubunu.

Mahrumiyetimizi saklar gibi sakladık.

Aşk mektubunu sahibine teslim ederken “bu mektup arkadaşımın mektubu” uyarısını yapardık.

Olur ya “yanlış anlar” … Tedbirimizi elimizden hiç bırakmadık.

Mahallede kavga ettiğimizin çocuğun annesi babası kapımıza dayandığında

Babalarımıza anlatabileceğimiz makul(!) bir gerekçemiz olurdu.

Eve geç geldiğimiz zamanlarda pili biten kol saatin mağduruyduk(!) çoğu zaman.

Lakin pili biten saatin çalışmaması gerektiğini unuturduk.

Ve babamız bu çocuksu yalanımızı yüzümüze vurmayıp “oğlum sana o zaman yeni bir saat alayım” derdi.

Şimdi …

Saatimiz ha pilli, ha pilsiz tıkır tıkır işliyor.

Aşk mektuplarımız imla kuralın hışmına uğramış.

Yıllar sonra ziyaret ettiğim oyun parkı neşesiz, sessiz ve soğuk.

En yağmurlu, en soğuk mevsimlerde bile bu parkların neşe kaynağıydık.

Bulaştığımız en temiz çamur bu parkın çamuruydu.

Şimdi ise kalabalıkların çamurunda insanlık boğulmakta …

Tek çare hayallerimizi yeniden çocuk çığlığı ile kırklamak derim.

Ruhumuzu saran zincirleri koparmak,

Düşüncelerimizi boğan elleri kökten kırmak.

“Oyunu kuralına göre oynamak” yerine

Kurulan oyunun canını okumak derim.

Eğilmemek derim,

Boyun vermemek derim,

Gök yüzüne fişek gibi doğrulan sağ yumrukları çözmemek derim.

Babamıza söylediğimiz çocuksu yalanların masumiyetinde,

Babamızın mezarı başında ettiğimiz yeminleri bir bayrak gibi yükseltmek derim.

Yazdığımız şiirlerin,

Kurduğumuz cümlelerin,

Dizgin vuramadığımız düşlerin,

Soylu kavganın derlediği çiçekler gibi yeni doğanların beşiğine usul usul konulmak derim.

 

Fatih Oğuz
27 Mayıs 2016 / Frankfurt-Main

 

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Ankara’da kimsesiz sokaklar (Fatih OĞUZ)

Ankara’nın kimsesiz sokakları vardır.
Her daim uğrar,
Her dem iz düşürürüm bağrına.
Yalnızlık içerisinde beklerim güneşin doğmasına.
Ama yalnız değilim.

Yanımda karakalpaklı çocuklar durur.
Yalnızlık içerisinde olmak ayrıcalıktır.
Kocatepe’de sarışın kurt gibi tefekküre dalmaktır.
Nereye gömüldüğü bilinmeyen ittihatçı Dr. Nazım gibi yâd edilmektir.
Yalnızlık umuttur. Son taarruza geçmeye hazırlanan cesarettir.

Yalnız olmak ise şuan taşı kırık kaldırım üstünde son darbeyi bekleyen gençlik gibidir.
Herkese evet demektir.
Herkesle renkdaş; herkesin ahbabı olmaktır.
Dünyanın en büyük korkaklığıdır yalnız olmak.

Yalnızlık Cebeci veya Karşıyaka mezarlığında diri meclisi kuranların harcıdır.

Yalnız olmak Kızılay’da omuz çarpa çarpa yayılan, kalabalıklaşarak cesetleşmektir.

Yalnızlık; Ulucanlar cezaevine küf kokusuyla karışmış, haksızlığa uğrayan bir mahkumun özlemidir. Duvara yazdığı dörtlük, sevgilisinin baş harfidir.

Yalnız olmak dün geceyi birlikte geçirdiğin insanın adını hatırlamamaktır.
Baş harfini yazacak bir sevgiliye sahip olamamaktır.
Yalnızlık; “abi ayakkabının tozunu alayım mı?” sorusunu soran ayakkabı boyayan çocukla yan yana oturarak sohbetle vicdanımızı kaplayan tozu alıp, çocuğun emektar bakışlarına umut busesi kondurmaktır.

Yalnız olmak; Hacı Bayram Veli camisinde tıka basa dolu olan sabah namazı sonrası kimseyle tokalaşmadan gürültülerin arasında kaybolmaktır.
Ankara’nın kimsesiz sokakları vardır.
Her daim uğrar,
Her dem etiketlerden arınmış “kişilikli” düş kurarım.
Ve yanımda karakalpaklı çocuklar … Bizim çocuklar …

Fatih Oğuz/Ankara 2016

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Türk Ülkücülerin “dosdoğru yolu” vardır! (Fatih OĞUZ)

Türk Ülkücülerin paradigması “9 Işık”, siyasi kurum disiplini ise MHP’dir. “MHP’nin paradigmasını değiştireceğim” diyenler kim?

Liberal endeksli muhafazakar karakterli sağcı kafa!

Türk Ülkücülerin sağı, solu yoktur; “dosdoğru yolu” vardır.

Türk Ülkücüleri tribüne oynamadığı için amigoya, taraftara ihtiyaç duymaz, dava adamı mensubiyetinde yol arkadaşları ve milleti vardır.

Eğer bugün birileri “onca yetişen gençlerimiz var” diyebiliyorsa bir düşünün o gençler hangi dönem içerisinde yetişti?

“Çınar olacak fidanlarımı kimseye kestirtmem” diyen kim? Bugün berlirli bir olgunluk içerisinde yetişen gençlik kimin eseri?

Şimdi bu olaya “hak teslimatı” yapmazlar. “Çanakkale milletin zaferi, Sarıkamış Enver’in hezimeti” diyenlerden bir farkları olmaz “serbest düşünce derneği”nin liberal pragmatistlerinin.

Ülkücü Gençliğin “iktidar tasavvuru” toplumun bütün dilimlerine sirayet eden etkileşim felsefesinden ibaret olmalı.

Geleneksiz bir gençlik; geleceği olmayan yarınlara namzettir.

“Demokratik taleplerimize karşılık verin” diyenler, “Demokratik Ülkücü” kimliği ile DYP-ANAP-AKP “demokratlığı”nı karıştırmamaları gerekir.

Yok illa “karıştırırım” diyorlarsa o zaman “hamama giren terler” uyarısını yapmak nafile olsa gerek …

Fatih Oğuz
26 Nisan 2016 Frankfurt/Main

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz