Daily Archives: Mart 23, 2011

Adamlık Potresi: Ülkücülük

Zaman dilimi ve mekan zemininden hariç hiçbir müşterek duygu ortamını paylaşmadığımız kişiler son günlerin moda tabiriyle “ortak bir geçmişimiz vardı” masalıyla duygu sömürüsüne geçiş yaptıklarını görebiliyoruz.

Bugün için düşüncelerine ve kişiliklerine saygı bekleyenlerin hızlı değişimlerine(!) baktığımızda, kendilerine ait “düne” saygı duymadıklarını göreceğiz.

Saygısı olanın, insafı olurmuş.

Seni “sen” yapan bütün değerleri küçümseyenlerin varlık tescili “bize” mi kaldı ki; “sen” onlar için “bizim” diyebiliyorsun? Franz Kafka istediği kadar “Bizden istenen şey olumsuz davranışlarda bulunmaktır, olumlu davranışlar ise zaten bizimdir.” desin. “Bizim” olgusu: “Olumsuz-olumlu” duygusundan öte saf belirleme ve omurgalı duruş sergileme iradesi sonucu kazanılan sahiplenme kimliğidir.

Ülkücülük sadece bir fikir manzumesi değildir; aynı zamanda adamlık potresi!

Bu potrenin en büyük malzemesi: Sadakat!

Sadakatı olmayan bir fikir mensubu, helal çarşısında haram bezirganlığına soyunanlara “müsamaha” gösterir.

Olaylara artık tüccar zihniyetiyle bakar ve “bizim oğlan” mantığıylada “ahde vefa”sını tatmin eder.

Böyle olunca bu çarşıda her şeyin satışa çıkması olağan oluyor.

Geriye olağan olmayan tek şey kalıyor:

“Sadakat!”

Fatih Oğuz

03 Ocak 2011 / Frankfurt

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Ülkücü Dava Adamı ve Metodolojisi

“Kim yükselirse marifet merdiveninde,

Görür kendi sıfatını kendinde.” (İbn Arabi)

Ülkücülük bir fikir ve amel metodolojisidir.

Bu metodolojinin mevcudiyet ikrarı: İddia sahibi olmakla birlikte, iddiasını hayatının her evresinde yaşamak ve yaşamıyla iddiasını temsil noktasında referans seviyeye ulaştırmaktır.

Cenab-ı Allah “İnsanların -iman ettik- dedikten sonra kurtulduklarını sanmaları doğru değildir.”[1] diye buyurur.

Dava adamı dünyevi yolculuğu esnasında dara düştüğünde, beynini şüpheler kemirdiğinde, yorgunluk çöktüğünde, dün sövülenlere bugün övüldüğünde, dün övülenler bugün sövüldüğünde, hayalkırıklığı adamı eze eze geldiğinde bu ilahi uyarının hikmetine sarılmalıdır.

İtikatımızın ikliminde esen ferah rüzgarlar “amenna ve saddakna” diye eser.

Rahmetli Dündar Taşer Ülkücü dava adamın karakterini “ipeğe sarılmış çelik” diye ifade eder.

Rahmetli Başbuğumuz Ülkücü dava adamın kişiliğini “yüksek vasıflı Türk” olarak adlanırır.

Dostoyevski kusurlarını, eksiklerini, zaafiyetlerini inkar etmedi, hatta bu yönünü iyi kullanarak eserlerine yansıtıp büyük klasiklere imza attı belki ama ne yazıkki hayatına “alışkanlık” olarak giren bu hal “vazgeçilmezi” olmuştur. “Kaderim neyse onu yaşarım” demiştir.

Dava adamı Dostoyevski gibi hoş görülmeyen yönlerini inkar etmemeli ama aynı zamanda bunu “alışkanlık” haline de getirmemelidir.

Alışkanlık, “referansı” olduğuna inandığı metodolojinin en büyük düşmanıdır. “Kaderim neyse onu yaşarım” demek bir kaçışın ve teslim olmanın itirafıdır.

“İman ettik” diyerek kenara çekilme, özel keyifler alemine dalma gibi bir gerekçe ancak dava adama “iltibas” olanlar için geçerlidir.

“İltibas” olmakla yetinenler ise korkaklık sıfatına anlam yükleyen marifet(!) tüccarlarıdır.

Fatih Oğuz

12 Ocak 2011 / Frankfurt a. Main

[1] Ankebut Suresi, Ayet: 1

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz