Daily Archives: Haziran 29, 2011

Köşe – Nihad Sâmi Banarlı

Bizim dil hengâmemizde işlenen suç, Türkçeyi yalnız Türkiye topraklarında dokuz asır işlenmiş bir dil olmaktan kopararak fakir bırakmamızdır.

“Ne diye üzülüyorsunuz? Bir tek sözcük atıyor, yerine yenisini oturtuyoruz; bunda dilin ne ziyânı var?” sözü, ilk bakışta tehlikeli değildir, hattâ saf Türkçe sevgimizi destekler.

Ne var ki Türkçe, bir mecazlar ve cinaslar lîsanıdır. Ondan her kelimenin birçok mânâsı olmuş, her kelime birçok başka sözle birleşerek, zengin bir mânâ âlemi, bir kelime ailesi kurmuştur. Türkçeden, Türkçe veya Türkçeleşmiş bir kelime atmak çok kere bir kabile halkını toptan öldürmek kadar kabarık sayıda bir harcayıştır.

Köşe kelimesi de böyledir: Bu kelime dilimize Farisî’den gelmişti. Aslı, Acemcede guuşe sesiye söylenirdi. Ancak Türk halkı kelimeleri mânâlarına göre seslendirmeyi sever. Guuşe, köşe’nin keskin dönemecini hiç de belirtemeyen âdetâ yuvarlak sesli bir söz… Sesi ile mânâsı uyuşmuyor. Bu sebeple halk dili, onu köşe keskinliği içinde Türkçeleştirdi.

Sonra bu kelime ile bir dil ve mânâ ailesi yarattı: Köşeyi, baş’la birleştirerek, köşebaşı terkibini söyledi ve baş köşe diyerek odalarda, salonlarda büyüklere bir yer ayırdı. Onu kapmak masdarıyla birleştirerek köşe kapmak, köşe kapmaca oynamak deyimlerini yaptı; çekilmekle kaynaştırıp bir köşeye çekilme’sini bildi. Yahut geçmek’le kurulmak’la anlaştırarak, köşeye geçmek, köşeye kurulmak deyimlerini buldu.

Müselles için, üç köşeli, murabba için dört köşeli, müseddes için altı köşeli karşılığını yine halkımız bulmuştu, biz aydınlar(!) beğenmedik; üçgen, dörtgen, altıgen demeyi, daha âhenkli sandık.

Vurdumduymazlıkla irileşmiş, ruhu ve vücudu şişmanlamış kimselere dört köşe olmuş diyerek, kelimelerle karikatür yapan da halkımızdır. Duvarcılıkta, köşeler için yontulan taşlara köşetaşı adını da o vermiştir. Sevdiklerini, çocuklarını, çiğerimin köşesi! heyecanıyla yine o sevdi.

Ev, oda, soba köşelerinin, döşemesinde kullandığı sedire, kanepeye köşelik adı koydu; sokaklarda köşebaşlarındaki boyalara bakara, mavi köşe, yeşil köşe târiflerini buldu.

Köşede kalmak, köşede bucakta kalmak, köşede bucakta aramak, akşamları evde döndükte rahat ettiği ev bucağına benim köşem dieyrekten ısınmak; eğer bu bir yazarsa, gazetesinin, her gün kendi köşesinde yazmak; nice girift, yuvarlak veya köşeli hâdiselere köşe penceresinden bakmak; bir büyük hükümdara: “Dünyanın her köşesinde senin adın var!” diye seslenmek, sonra Farisîden gelmiştir diye köşe kelimesini bir köşeye atmak; yerine becek yahut bükek ya da bükeç gibi bir söz oturtup uzun zaman bütün bunlarsız kalmak…

Orta Asya Türkçesi’nin başına gelenleri elbette biliyoruz; fakat Türkiye Türkçesi, senin kaderin böyle mi olmalıydı?

Nihad Sâmi Banarlı

Türkçenin Sırları S.122-123

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Nihad Sâmi Banarlı