“Ben Sana Gül Diyemem Gülün Ömrü Az Olur Kırım’ım …” Fatih Oğuz

(Bu yazı Türk Federasyon Bülten’in 5. Sayısında Yayınlandı)

“Ben sana gül diyemem gülün ömrü az olur Kırım’ım …”

Cenab-ı Allah nasip etti bu sene Avrupa Türk Konfederasyon 2012 Kurban Organizasyonu öncülüğünde yüzlerce gönüldaşlarımızın Kurban vekaletleriyle Heilbronn Türk Ocağı Dernek Başkanı Sayın Münür Korkmaz ve yine Heilbronn’dan olan Cumali Ardin kardeşimizle birlikte Kırım’a ilk ziyaretimizi gerçekleştirdik.

Akmescit havalimanında bizleri bütün muhabbetiyle ve mütevaziliği ile Kırım Tatar halkının lideri, Kırım Tatar Milli Meclis Başkanı Sayın Mustafa A. Kırımoğlu karşıladı.

Sayın Mustafa Kırımoğlu sadece Kırım Tatar halkı için değil; Türk dünyası ve mazlum coğrafya için de önemli bir şahsiyettir. Sergilediği örnek demokrasi mücadelesi gelecek nesillerin kendi kültürel atmosferi içerisinde barış ve huzur ile yaşayabilmeleri için referans olmuş.

Kurban programı ve ihtiyaç sahiplerine dağılım programının son halini oluşturmak için Kırım Tatar Milli Meclisi’ne uğradık. Bir program dahilinde tespit edilen ihtiyaç sahipleri ve dağılım bölgeleri hakkında istişareler yapıldı.

***

Akmescit’de bulunan caminin küçük olması nedeniyle bayramı namazını kılmak için çoğunluğunun tercihi topluma açık salon olduğu, Müftü’nün de bu nedenle camide değil bu salonda bulunacağı söylendi. Arkadaşlarla birlikte tercihimiz salondan yana oldu.

Bayram namazını kılmak için erkenden gelen kardeşlerimizle birlikte saflarımızı sıklaştırarak Müftü efendinin vaazini can kulağıyla dinledik.

Müftü efendinin vaazinde dikkatimi çeken konular:

  • Dinimizi ve kişiliğimizi yaşamak istiyorsak anadilimizi/Özdilimizi korumak zorundayız. 
  • Milli ve kültürel kimliğimizi yaşamak mecburiyetindeyiz.
  • Birliğimizi ve beraberliğimizi her şeye rağmen diri tutmalıyız.
  • İri, diri ve dinç olmalıyız. 
  • Zulüm ve acı yaşamak istemiyorsak vatanımıza bağlı olma mecburiyetimiz var.

Bayram namazı ardından Müftü efendiyle bayramlaşırken dikkatimi çeken bir ayrıntı gözüme ilişti. Müftü efendinin kravat iğnesinde “Almanya Türk Federasyon Amblemi” bulundurması bayram mutluluğumuza daha ayrı bir mutluluk kattı. “Türk Federasyon” mensubu olduğumuzu söyleyince insanlar size ayrı bir şevk ile sarılıyor. Mensubu olmakla gurur ve şeref duyduğumuz “Türk Federasyon“umuzun yüksek itibarını bu kutlu beldelerde yaşatan ve yaşattıran bütün ülküdaşlarımızdan Rabbim razı olsun.

Kardeşlerimizle bayramlaştıktan sonra Kurban kesiminin gerçekleştiği bölgelere gittik. İhtiyaç sahipleriyle bayramlaştık, onlarla sohbet ettik ve yaşadıkları zorlukları dinledik.

Kesimi gerçekleşen kurbanları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için Tatar köylerine vardık. Dağılım esnasında insanlarımızın dillerinde düşürmedikleri duaları ve selamları buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dağılım sırasında doksan yaş sınırını aşan teyzemizin bir fincan kahve içmek için davetiyesine iştirak ettik. Teyzemiz adeta canlı bir tarih. “18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü“nde yaşadığı acıyı, işkenceyi; ve yıllarca vatanından uzak kalmanın verdiği üzüntüyü gözyaşları arasında ifade etmeye çalıştı.

Diğer taraftan hatırlanmanın verdiği huzurun, bir diger taraftan her şeye rağmen ümitvar olmanın, mücadeleden kopmamanın verdiği haz ile iki elini göğe doğru açarak dilinden dualar yükseldi.

Deruni gözleri, nurlu bakışı sanki bir milletin susuzluğunu gideren pınar gibi.

Düşüncelerimizi merak eden teyzemize şunları söyledim: “Büyük Türk düşünürü derki <kökü mazide olan atiyim>. Siz bizim milletçe tarihimiz, büyüğümüzsünüz. Köklerimiz size; yani büyüklerimize dayanır. Tarihine sahip çıkamayanlar geleceğini kaybeder. O yüzden bizler burada sadece kurban dağıtmıyoruz aynı zamanda tarihimizle, köklerimizle yani sizlerle bir nebze olsun göz göze gelmek için, el ele dokunmak için, aynı dert sofrasında nasiplenmek için, kültür ikliminde zamandaşlık yapmak için buradayız.

Teyzemiz, kardeşliğimizin bir ömür sürmesi ve Kurban vekaletlerini gönderenlerin her 2 cihanda mutluluğu baki olması için daha yüksek bir sesle dualarda bulundu. Allah bütün kardeşlerimizin, kültürdaşlarımızın yar ve yardımcısı olsun.

***

Kurban dağılımı yapıldıktan sonra Bayram şenliğinin tertiplendiği bir alana geçtik. Ailelerin bütün mensuplarının katıldığı şenlikte Türkistan pilavı dağıtıldı, çocuklar doyasıyla minderlerde güreşti, halkoyunları sergilendi, türküler ve şiirler okundu.

Kültürel bir mücadele veren kardeşlerimiz, kültürel zenginliklerini koruma hususunda dik duruşları sayesinde halkın bütün kesimi millet şuuruyla hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar.  Bu azimli gayretleri elbet birgün ülküye kavuşturacaktır.

***

Kırım Tatar Milli Meclisi mensubuyla birlikte 1853-1856 tarihinde yaşanan Kırım Savaşı’nda şehit düşen askerlerimizin aziz hatırasına yapılan Türk Şehitliği, Bahçesaray’da bulunan Han Sarayı, büyük mütefekkir merhum Gaspıralı İsmail Beğ’in ebedi istirahatgahını, Kırım Tatar dünyasının önemli şahsiyetlerin mezarlıklarını, Zincirli Medrese’yi, müzeler, asırlık camiler ve daha nice milletçe ortak tarih ve kültürel kimliğimiz açıdan önem arz eden yerlere ziyaretimiz oldu.

Özellikle Han Sarayı’nda bulunan “Çeşme” ile ilgili ülküdaşlarımızın ilgilenmesini istiyorum. Buradaki ” Çeşme” acımasız bir rejimi mağlup edişinin hikmetini bilmemiz gerekiyor. Ünlü Rus yazarı Puşkin’in “Bahçesaray Çeşmesi” isimli şiiri bu galibiyetin ipucudur.  Ülküdaşlarımının bu meseleyi araştırmalarını, evrensel sanat felsefesi paralelinde milli kültür “özü“nü bulmalarını arzuluyorum.

***

Kırım Tatar kardeşlerimizin mücadelerini biraz olsun anlayabilmemiz için ünlü Kırım Tatar yazarı merhum Cengiz Dağcı’nın sözlerine kulak vermek gerekiyor:

Yalnızca Kırım’ın toprakları alınmadı Kırımlılar’ın ellerinden -yüzyıllar boyu Kırım kaynaklarından fışkırmış, ve kendilerine özgü, kültürleri söndürüldü; eski medereseleri, sarayları, kütüphaneleri, camileri, okulları, tiyatroları yıkıldı, silinip süpürüldü; edebiyatları (halkın soluğunu gönül ve dimağlarında taşıyan şâir ve yazarlarla) yurdun binlerce kilometre uzağında ve zor bir ortamda ayakta kalabilmesine rağmen, her şey, bütün kültür ve sosyal hayatları, yeniden başlayacak Kırım’da. Kırım’la yaşamak, ölüp de dirilmiş bir anayla yaşamak gibi bir şey olacak Kırımlılar için. Kırım’ın toprağı onların elleri altında yeşerecek yeniden; yerle bir edilmiş evlerinin yerine yenileri kurulacak yeniden; kapatılmış okulları, tiyatroları, konservatuarları, kütüphaneleri açılacak, ve Kırım’la yaşarlarken, Kırım’ı kendilerinden başka kimselerle paylaşmayı öğrenecekler Kırımlılar. Bu, yeni değil onlar için – Kırım’ı her zaman başkalarıyla paylaştılar; kimsenin diline, dinine, onuruna dokunmadılar.”[1]

***

Kırım’ın manevi iklimi; şairlerin, yazarların, düşünürlerin, cemiyet önderlerinin yetiştirdiği adeta  medeniyet beşiği.

Bahçesaraylı (Gaspıralı) İsmail Bey, Numan Çelebi Cihan, Edige Kırımal, Cengiz Dağcı, Cafer Seydahmet Kırımer, Halil İnalcık, İlber Ortaylı, Mustafa A. Kırımoğlu gibi nice mümtaz şahsiyetler bu beşikten yetiştiler.

***

Kırımı ve kültürdaşlık noktasındaki önemini anlatacak kelimelerin kifayetsiz kaldığını biliyorum. Kurban organizasyonumuzun vesile olduğu bu ziyaret fikir ve bakış açımı olumlu yönden geliştirdiğine inanıyorum.

Bilgi edinmek, tanımak, tanışmak, yenilikler keşfetmek insanın ufkunu geliştiren unsurlardır.

Bu etkenler; mensubu olduğun teşkilata duyduğun muhabbeti kökleştirir. Mensubu olduğun fikriyata olan inancını berraklaştırır.

Bilgi, aşk ve umut bir dava adamının en büyük özelliğidir. Bu özelliği, şahsım adına, en yalın haliyle Kırım’da yaşadım. Bu ahval kendisini şu cümlelerimde şekil aldı:

Fikrimin sayfasına hürriyet tadında ilk defa kelam dizdiğimde,

Şiirlerime efsunlu anka kuşun kanatlarını takıp ilk defa havalandırdığımda,

Düşlerime bir çift göz yüceliğinde sevdama ilk defa yer verdiğimde,

Ülkümün gönül haritasında nazlı bir bayrak gibi yükselen Kırım ile tanışmıştım.

Çocukluktan gençliğe doğru ilerleyen çağlarda Kırım müstesna bir yere ulaşmıştı.

Yazdığım her şiirde, kafamda tasvire dönüştürdüğüm her hikayede muhakkak kalemim Kırım’a dokunurdu.

Gönül haritamızda bir feryat yükseldiğinde varoluşumuzun bamteli şiddetle titreşe geçmelidir.

Acılar, hüzünler bir milletin ortak paydasıdır.

Hüzünlerimiz ve acılarımız geleceğimize doğru yelken açtığımızda ihtiyaç duyduğumuz rüzgardır.

Çıktığımız yolculukta hüzünler ve acılar; yeni doğan yavruların sancılı merhaba deyişi gibidir.

Ayyıldızın yamacında kurduğum her düş, bedenimi aşan bir ruha sahip olmanın verdiği kudret ile taştı.

 

Hep içten, hep yakından, hep özden, hep kaynağından yaşadım her devrin çaresizliğini.”

 

İnancım odurki; kardeşliğimizi pekiştirecek sevdamız, umudumuz, anlayışımız ve imanımız olduğu müddetçe; çaresizlikten kurtuluşa doğru yol gösterecek bozkurt karakterinde müjdeler her daim varolacaktır.

Bir Kırım türküsünde geçen cümleyle yazıma son veriyorum: “Ben sana gül diyemem gülün ömrü az olur.

***


[1] Cengiz Dağcı, Yansılar 3, Sf. 278-279

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s