Tag Archives: Dava

AYNA’YA BAKMA CESARETİ OLMAYAN AYNA SATICILARI

Kıyılardan, köşelerden söz söylenler; karşılaştığınız muamele kıyılı köşeli olduğunda şikayetçi olma hakkınız yoktur. Bunu sizler istediniz.

Davasına, liderine ve teşkilatına ülkücü olma gereği sahip çıkanlara “nasihat(!)”, “yol göstericiliği(!)” yapan bir zamanın fildişi kulelerin “abileri”; aynaya bakıp başı öne düşmeyenlerin “ayna satıcılığı” yapması gibidir.

Aynalar güzel, aynalar net, aynalar cazibeli. Lakin aynaları satan adamın sıfatı çarpılmış, bakışları azgın, dişlerinden kan akıyor.

Nice güzel yüzlü, güzel yürekli genç arkadaşlarımızın bu çarpık karakterli adamların etkisi altında kalmalarını istemiyorsak; aynalar kırılmadan ellerinden bütün aynalar alınmalıdır.

Fatih Oğuz / Frankfurt-Main / 18 Ağustos 2011

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Dava Adamı Hallac-ı Mansur ve 3 Mayıs 1944

Dava adamlığı her şeyden evvel sıradışı minval gerektirir. Dava adamın sevdası, kavgası, üzüntüsü, tasası, düşünceleri, hisleri, ağlaması, gülmesi kısacası her hali farklılığı beraberinde getirir.

***

Bir dava adamı profilini bana sorduklarında aklıma ilk gelen isimlerden bir tanesi Hallac-ı Mansur’dur.

Hallac-ı Mansur uğruna hayatını adadığı dava için fedakarlık abidesi olmakla birlikte aynı zamanda gelecek nesile ahlaki ilim, ölümsüz aşk ve onurlu kavga ışığını emanet bırakacak kadar büyük bir ziyadır.

***

İnandığı dava namına uğradığı iftira sonucu hakkında verilen ceza gereği ona atılan taşlarıın azalmasına değil; çoğalmasına sevinmiştir. Bu inandıklarınız namına uğrayabileceğiniz zorluklara karşı, iftiralara karşı, sorunlara karşı nasıl bir duruş sergilemeniz gerektiğini gösterir.

***

Aynı zamanda ona taş atanları kınamamış “onlar inandıklarını yapıyorlar” diyerek dost olmayanların tavırlarını anlayabilmenin, yöntemlerini çözebilmenin ve düşüncelerini algılayabilmenin yolunu göstermiştir.

***

Öylese inandığın dava uğruna attığın her adımdan, aştığın her engelden, teslim olmayan duruşundan dolayı eğer sana sayısızca taşlar atılıyorsa bunu nimet say ve doğru yolda olduğun için Allah’a şükret.

***

Ne zaman atılan taşların sayısı azalmaya başladı işte o zaman Hallac-ı Mansur’u yaralayan gülün akibetiyle sıradanlaşanların meclisine “merhaba” demiş oluruz. Bu “merhaba” bizi rahatsız etmeli. Bizi yerimizde durdurmamalı. Olanları kabul etmek, olanlara razı olmak korkaklığın alametidir. Kişiliğimizi en acımasız yönüyle irdelemek ve sorgulamak adamlığın besmelesi ve “3 Mayıs 1944” direnişini meydana getiren ruhun dünyevi mücadele stratejisidir.

***

Fatih Oğuz

02 Mayıs 2011 / Frankfurt a. Main

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Ülkücü Dava Adamı ve Metodolojisi

“Kim yükselirse marifet merdiveninde,

Görür kendi sıfatını kendinde.” (İbn Arabi)

Ülkücülük bir fikir ve amel metodolojisidir.

Bu metodolojinin mevcudiyet ikrarı: İddia sahibi olmakla birlikte, iddiasını hayatının her evresinde yaşamak ve yaşamıyla iddiasını temsil noktasında referans seviyeye ulaştırmaktır.

Cenab-ı Allah “İnsanların -iman ettik- dedikten sonra kurtulduklarını sanmaları doğru değildir.”[1] diye buyurur.

Dava adamı dünyevi yolculuğu esnasında dara düştüğünde, beynini şüpheler kemirdiğinde, yorgunluk çöktüğünde, dün sövülenlere bugün övüldüğünde, dün övülenler bugün sövüldüğünde, hayalkırıklığı adamı eze eze geldiğinde bu ilahi uyarının hikmetine sarılmalıdır.

İtikatımızın ikliminde esen ferah rüzgarlar “amenna ve saddakna” diye eser.

Rahmetli Dündar Taşer Ülkücü dava adamın karakterini “ipeğe sarılmış çelik” diye ifade eder.

Rahmetli Başbuğumuz Ülkücü dava adamın kişiliğini “yüksek vasıflı Türk” olarak adlanırır.

Dostoyevski kusurlarını, eksiklerini, zaafiyetlerini inkar etmedi, hatta bu yönünü iyi kullanarak eserlerine yansıtıp büyük klasiklere imza attı belki ama ne yazıkki hayatına “alışkanlık” olarak giren bu hal “vazgeçilmezi” olmuştur. “Kaderim neyse onu yaşarım” demiştir.

Dava adamı Dostoyevski gibi hoş görülmeyen yönlerini inkar etmemeli ama aynı zamanda bunu “alışkanlık” haline de getirmemelidir.

Alışkanlık, “referansı” olduğuna inandığı metodolojinin en büyük düşmanıdır. “Kaderim neyse onu yaşarım” demek bir kaçışın ve teslim olmanın itirafıdır.

“İman ettik” diyerek kenara çekilme, özel keyifler alemine dalma gibi bir gerekçe ancak dava adama “iltibas” olanlar için geçerlidir.

“İltibas” olmakla yetinenler ise korkaklık sıfatına anlam yükleyen marifet(!) tüccarlarıdır.

Fatih Oğuz

12 Ocak 2011 / Frankfurt a. Main

[1] Ankebut Suresi, Ayet: 1

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz