Tag Archives: Ecce Homo

İdealizm ve Korkaklık (Soner Gören)

“Ecce homo“, ataları Leh asıllı olan ünlü Alman filozof Friedrich Nietzsche´nin, ölümünden (=25.  Ağustos 1900) sekiz sene sonra yayınlanan eserinin adıdır. “Ecce homo“ Nietzsche´nin son eseri olmakla birlikte, dünyanın en tanınmış/ünlü otobiyografisi olma iddiasındadır. Var olan ahlaki değerlerin hepsini reddeden (imoralizm/ahlaksızlık), tüm değerlere eleştiri ile yaklaşan ve kendini “ilk imoralist“ olarak tanımlayan Nietzsche´nin, kendi hayatını anlattığı ve kaleme aldığı eserlerini yorumladığı bu kitabının ilk sayfalarından itibaren dikkatimi çeken kendisinin idealizm düşmanlığıdır.
Kendisine göre;
İki dünya mevcuttur, birisi gerçek dünya ve diğeri hayali dünya. Gerçekler ve idealler. İdeallere olan inanç bir körlük değil, gerçeği görememe değil, korkaklıktır. İdealler gerçeklerin üzerinde birer lanettirler.
Hayatındaki her yanılgının ve yanlışın suçunu, kendi deyimiyle “lanet olası idealizmde“ bulmaktadır kendisi.
Nietzsche´ye göre idealizm, gerçeklerden kaçıştır ve bir zaaftır.
Kendisince büyük insan olmanın formülü, geçmişte ve gelecekte hiçbir değişiklik istememektir. Başka bir değişle, var olan durumla memnun kalmaktır.
Gerçektende idealizm, bazı insanlarda hayaller dünyasına dalıverip birdaha gerçeklerin dünyasına adım atmamak oluyor. Bu kaçış, var olan gerçeklerle ve durumla tatmin olmamakla birlikte doğuyor ve asla bir çözüm değildir.
İdealizm, bugünün görevlerini bırakıp uzak diyarlarda hayali bir dünyada yaşamak olmamalıdır.
Hayal kurmaya karşı değilim. Aksine, merhum Alparslan Türkeş´in şu sözlerinde kendimi buluyorum:
“ İnsanlar hayal ederler. Hayal kurarlar. Bu hayalleri kendileri için iyi olan, kendilerinin özledikleri, elde etmekle mutluluk duyacakları birtakım istekleri, birtakım özleyişleri belirtir. İnsanlar hayalleriyle büyük ölçüde insan olurlar. İnsanlar hayalleriyle öteki canlılasrdan bir ayrıcalık gösterirler ve gerçekten insanlık vasfını kazanmış olurlar.“*
İdealler, insanlara yönlerini tayin etmede yardımcı olurlar. Aslında, yön hep aynıdır. Herzaman daha iyisi ve daha güzeli.
Bu sadece insan için geçerli değildir. Başta bilim felsefesine (Alm.: Wissensschaftstheorie) önemli katkılarda bulunan ve 20.yüzyılda batıyı büyük ölçüde etkilemiş olan, Avusturya kökenli Britanyalı filozof Karl Raimund Popper bu konuyu şöyle ifade ediyor:
“Hayat daha iyi bir dünya arıyor. Her canlı daha iyi bir dünya bulma çabasında. İdeal bir dünyayı bulmak, daimi isteğimiz, ümidimiz, ütopyamızdır.“**
Çevrenin bizi şekillendirebildiği kadar bizde çevremizi şekillendirebiliriz.
Çıplak gen, proteinlerin bulundğu bir çevre arayışındayken, kendine proteinlerden meydana gelen bir örtü oluşturmuştur. Bu genlerin daha güzel dünyasıdır.
Bizler üzerimize deri bir ceket giydiğimizde farklı birşey yapmamaktayız.
Daima yakın ve uzak çevremizi ve son olarak tüm dünyayı değiştirme ve modifiye etme çabasındayız.
Hayat şartlarımızla hiçbir zaman bütünüyle memnun kalmadık ve kalmayacağız.
İdealist, daha güzel bir dünya arayışında (kendine göre) hedefler tasarlayan ve bunlar için mücadele veren insandır.
İnsanlık, birçok alanda yükselişlerini idealist kişilikler ve idealist bir ruh sayesinde gerçekleştirmiştir. İdealistler, medeniyet inşasında büyük rol oynarlar.
Bu konuda Igor Sikorski´nin başına gelenler örnek teşkil ediyor:
Igor Sikorski, New York´ta dershanelerde fizik öğretmeni olarak, zor şartlarda geçimini sağlamaya çalışıyor. Sikorski´nin, kalabalığa göre aptalca bir fikri vardır; kalkış ve iniş pistine ihtiyaç duymayan bir uçak. Bulunduğu yerden havalanabilen ve hatta havada yerinde durabilen bir uçak. Ama geçimini sağlamakta dahi zorluk çeken fizik öğretmeninin bunu kendince finanse etmesi mümkün değildir. Uzun bir arayışın ardından ve büyük çabaların sonucunda projesine finansman bulur. İlk denemelerde konstrüksiyon hatalıdır, makine düşer ve yaralananlar olur. Ve Sikorski elindeki finansmanları da kaybeder. Ama kendisi fikrine inanmıştır. Sonucun ne olduğunu bugün hepimiz biliyoruz:
Kaç kişi kurtarma helikopterlerine hayatını borçlu?
Yeryüzünde ortaya atılan en iyi fikirler başta küçümsenmişlerdir.
İdealist, fikirlerine karşı sonsuz inanç içindedir. Galip Erdem´in dediği gibi: “En çok dinlediği nasihattır. Ama yine kendi bildiğini yapar.“
Türk-İslam Ülküsü felsefesi, idealizm ve rasyonalite arasında en mükemmel uyumu gerçekleştirmiştir. Onun tarifinde idealizm “insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirimesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması“* anlamını taşır.
İdealizm, tüm olumsuzluklar karşısında cesarettir. İdealizm inançtır. Ümittir. İdealizm, zifiri karanlığın ortasında bir mum olabilmektir.
İdealler, ülküler uzun vadelidir. Ülkü yolunda, günün görevlerini unutmadan ve her küçük görevin büyük bir davaya hizmet ettiği bilinciyle çalışmak esastır.
Türk- İslam Ülküsü daima gerçekçi olmayı ve girişilecek faaliyetlerde hiçbir zaman tehlikelere ve maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmayı esas kabul eder.
Şunu da unutmayalım ki;
“ İnsanın her arzu ettiği gerçekleşir mi? Son söz de, ilk söz de Allah´ındır.” (Necm/24-25)
Sözlerimin sonuna varmışken, hayatını imanlı bir gençliğin yetişmesine adayan, bu büyük ideal için çırpınmış, kafa yormuş ve aramızdan ayrılana kadar da bu istikametini asla bozmamış Seyyid Ahmed Arvasi hocamın, yol gösteren sözlerinden birini sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Batmayacağına inanarak suya bas, yürür gidersin. Mucize yürüyebilmen değil, inanabilmendir!”
İnançları uğrunda yaşamanın hazzını tadanlar, selam sizlere!

15.03.13, Soner Gören

Kaynaklar:
*Dokuz Işık, Alparslan Türkeş
**Alle Menschen sind Philosophen, Karl Raimund Popper

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Soner Gören