Tag Archives: Kemal Sunal

Kurulan oyunun canını okumak derim (Fatih Oğuz)

Çocukluğumuz büyümenin peşinden koşardı,

Şimdi biz çocukluğumuzun ardından koşuyoruz.

Kemal Sunal filmlerinde toplanırdık.

Hep birlikte aynı anda güler, aynı anda susar,

Aynı anda kahkaha atardık.

Biri oyunbozanlık yaptığında omuzuna bir yumruk vururduk.

En haylazından masum, en masumundan haylazdık.

Dondurmacı geldiğinde hemen kapının ziline dayanır

Babamızdan iki top dondurma için para isterdik.

Sonra gider kaldırım kenarında otururduk,

Önümüzden geçen arabalara bakarak;

“Büyüdüğümüzde daha kral arabamız olacak”

Dedikten sonra akadaşlarımızla hayallerin cömertliğine dalardık.

Erkek çocuğumuz olduğunda adını adlarımızı koyacaktık.

Hayal kurma konusunda pek mahirdik.

İlkokul çağlarında iken,

Yeni yeni cümleler kurmanın zevkini amatörce aşk mektubu yazarak çıkarıyorduk.

Yarı almanca, yarı türkçe, bol renkli aşk mektuplarımızı özenle hazırlardık.

Şimdiki yaşantımız gibi; yarı almanca, yarı türkçe, bol renkli ama özenle hazırlayamadık yaşantımızı.

Velhasıl aşk mektuplarına kalp çizer, kalbin içerisine kocaman bir harfe yer verirdik.

Arkadaşım benim mektubumu götürür,

Ben arkadaşımın mektubunu götürürdüm.

Çünkü gönlünü gıdıklayan kız onu utana bezene görmesin diye

Veya olumsuz bir cevabın karşısında arkadaşımızın mahcup olmasını görmesin istedik.

Kendi aşkımızı taşır gibi taşıdık arkadaşımızın aşk mektubunu.

Mahrumiyetimizi saklar gibi sakladık.

Aşk mektubunu sahibine teslim ederken “bu mektup arkadaşımın mektubu” uyarısını yapardık.

Olur ya “yanlış anlar” … Tedbirimizi elimizden hiç bırakmadık.

Mahallede kavga ettiğimizin çocuğun annesi babası kapımıza dayandığında

Babalarımıza anlatabileceğimiz makul(!) bir gerekçemiz olurdu.

Eve geç geldiğimiz zamanlarda pili biten kol saatin mağduruyduk(!) çoğu zaman.

Lakin pili biten saatin çalışmaması gerektiğini unuturduk.

Ve babamız bu çocuksu yalanımızı yüzümüze vurmayıp “oğlum sana o zaman yeni bir saat alayım” derdi.

Şimdi …

Saatimiz ha pilli, ha pilsiz tıkır tıkır işliyor.

Aşk mektuplarımız imla kuralın hışmına uğramış.

Yıllar sonra ziyaret ettiğim oyun parkı neşesiz, sessiz ve soğuk.

En yağmurlu, en soğuk mevsimlerde bile bu parkların neşe kaynağıydık.

Bulaştığımız en temiz çamur bu parkın çamuruydu.

Şimdi ise kalabalıkların çamurunda insanlık boğulmakta …

Tek çare hayallerimizi yeniden çocuk çığlığı ile kırklamak derim.

Ruhumuzu saran zincirleri koparmak,

Düşüncelerimizi boğan elleri kökten kırmak.

“Oyunu kuralına göre oynamak” yerine

Kurulan oyunun canını okumak derim.

Eğilmemek derim,

Boyun vermemek derim,

Gök yüzüne fişek gibi doğrulan sağ yumrukları çözmemek derim.

Babamıza söylediğimiz çocuksu yalanların masumiyetinde,

Babamızın mezarı başında ettiğimiz yeminleri bir bayrak gibi yükseltmek derim.

Yazdığımız şiirlerin,

Kurduğumuz cümlelerin,

Dizgin vuramadığımız düşlerin,

Soylu kavganın derlediği çiçekler gibi yeni doğanların beşiğine usul usul konulmak derim.

 

Fatih Oğuz
27 Mayıs 2016 / Frankfurt-Main

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz