Tag Archives: Küsena Yayın

Bir Ahmet Şafak romanının çağrıştırdıkları: Kurdun İntikamı! (Fatih Oğuz)

Kurdunintikami

Sinemaya “The Purge” (arınma gecesi) ismiyle giriş yapan filmi izleyenleriniz olmuştur. Özetle anlatacak olursak Amerika hükümeti yıllarca yüksek suç oranını aşağıda tutmak için her türlü önlem almaya çalışmakta. Lakin hiçbir önlem etkili bir sonuç vermiyor. Var olanı kontrol edebilmek için var olanın varlığını kabul etmek ve onun doğal yaşam alanını tahsis etmek gerekir. Bu nedenle hükümet, katillere, suç işlemeye meyil olanlara yılda bir kere akşam saatinden başlayıp sabah saatine uzanan “12 saatlik” dokunulmazlık vaatini teklif ediyor. Bu 12 saatin içerisinde öldürmek suç sayılmayacak. İnsanın içinde yuvalanan “canavar” böylece tatmin oluyor ve “cinayetler” kontrol altına alınarak toplum o gecede “arınmış” olacak.

Bu uygulamayla her insanın içerisinde var olan “canavar” baskıya maruz kalmadan “12 saat” boyunca hiç bir cezaya tabi olmadan en natürel haliyle doyasıya kişiliğini yaşamış olacak.

Ahmet Şafak’ın “Kurdun İntikamı” isimli polisiye romanını okuyunca bu film aklıma geldi. Romanın ilk sayfalarında dile getirilen olaylar, şahıslar hepimize tanıdık gelmekte. Konulara “şunu şu romanda okumuştum, şunu şu filmde izlemiştim” kanısıyla yaklaşıyoruz ve dile getirilen mevzular algı merkezimize “senaryo” veya “hayal ürünü” olarak yer ediniyor. Aslında kendimizi görüyoruz ama gördüğümüzü dün geceden kalma “rüya” olarak geçiştiriyoruz.

Tanınan Fransız sosyolog Jan Bodriyar (Jean Baudrilliard) simülasyon kuramıyla insanların ve toplumun yaşananlara dair reflekslerini ve tutumlarını “gerçek ve hipergerçeklik” kıstasıyla açıklamaya çalışmıştır.

Romanda geçen diyalogda da anlaşıldığı gibi: “Bilmediğin bir şeyi yapmam deme Hasan Çelikkol, bildiğimiz şeyleri yaptık da ne oldu? Sonunda gördük ki, aslında bildiğimiz şeyler, başkalarının bilmemizi istediği şeyler.”

Birileri kurduğu sistemde “sis” kalmamızı istiyorlar. Tam anlamıyla yok etmek de istemiyorlar. Sonuçta onların enerji ve yaşam kaynağı toplumların tüketim gücüdür. Değerlerin tüketilmesi, inançların tüketilmesi, paranın tüketilmesi, doğanın tüketilmesi, hayatların tüketilmesi, nefeslerin tüketilmesi. Her türlü tükeniş onların türeyiş bağımlılığıdır. Bu sistemin kurucuları, insanları “insanlığın can çekiştiğiyle” değil; can sıkıntısıyla meşgul eder.

İnsanın canı niye sıkılır? Bol olan zamanı, boş işle meşgul ederek veya boşluğu dolu olan mevzuyu tercih etmek!

İnsanlar boşlukta zamanı tükettiklerini sanır. Zamanı değil; ömrü tüketmekteler. Bir nevi “istikbal”lerini tüketmekteler.

İstikbal”; bu kelime “Kurdun İntikamı” romanında bütün meselenin özünü temsil etmekte.

Kurdun İntikamı” isimli romanın karakterlerinden olan, toplumu “simülasyonlara” hapseden, fertleri birer “simülakrlar” hale getiren sistemin temsilinde bulunan Graham Cavandish, Oğuz Altay isminde öldürülen Milliyetçi öğrenci için konuşurken aslında sistemin felsefesini açıklamaktadır: “O bilgili, entelektüel çocuk, aslında br gelecekti. İstikbaldi… Ama yazık ki, bizim istikbalimiz değildi. Bizim istikbalimiz değilse, bize karşı demektir.”

Graham Cavandish, Oğuz ve Mete Altay, Alim Hoca, Matlock, Diyarbakırlı olan varlıklı bir aileden gelen evvel sol gençlik hareketinde yer bulan sonra islamî bir hayat seçen Ziya Gökalp’in torunu, Hasan Çelikkol, Pınar ve Oğuz kimdir? Mizah dergisine niye “Kerpeten” ismi verilir? Bu memlekete “istikbal” olan idealist ve irfan sahibi genç öğrencilerin öldürülmesi neden basit bir “karşıt öğrenciler arasında çıkan kavga sonucu yaşanan ölüm” manşetiyle örtülür? Kimlik ve fikir bunalıma düşen memleket evlatları farkında olmadan sistemlerin uzantıları, maşaları veya tetik çeken el olur? Cinayetler hangi psikoloji ile açıklanır?

Ziya Gökalp’ten tutun Karl Marks’a kadar dünya literatürüne iz düşürenlerin, Fatih kanunnamesi, Erich Fromm’un yöntemleri, Yusuf Akçura’nın teşkilata üye olurken hangi paragaftan çekinerek ant içmeyişi ve daha bir çok ilgi uyandıran konular.

Bu soruların cevabı ve geniş yelpaze üzerinde yer bulan konulara açıklık getiren diyaloglar kitaptadır. Kitabın özetini çıkararak kitabı okumayanlara ne ip ucu vermek, ne de yanlı etkilemek istemiyorum.

Ben daha çok kitabın ışık tuttuğu yer ile meşgulüm.

Kitabın içinde olup bitenler doğrular veya yanlışlar yargısı görüntüsü verildiği sanılabilinir ama kitabın teması Türk milletinin hakikatidir. Hakikatten zuhur eden bu ışık hipergerçeklilikten, simülasyondan ve simülakrlardan arınmış “istikbalimize” işaret etmektedir. Kitapta iki sunumdan bahseder. Biri 1980 öncesi farklı dünya görüşüne sahip öğrencilerin sunumu, biri de günümüzde özel bir üniversitede öğretim üyelerin, devlet bakanların sunumu. Her iki sunumda ideolojilerin yastık kavgası değil milletler mücadelesinin varlık mücadelesi yansıtılmakta.

Dünyaya “içinizdeki canavarı tatmin ettiriyoruz” diyerek zulmü, emperyalist ve sömürgeci sistemi meşrulaştırarak; kontrollü cinayetleri “hayat kurtaran, insanlığı koruyan” insanî ihtiyaç boyutunda ele alan sosyaldarvinizme karşı “her cinayet intihardır” diyebilmek hakikatin gereğidir.

Cinayetler intihardır. Toplumun intiharıdır. Vicdanın intiharıdır. Geleceğin ve istikbalin intiharıdır. Ve “şahsiyetin” intiharıdır.

İntiharları tetikleyen zihniyetin “güçlü olan yaşar, zayıf olan ölür” tarzında nihilist felsefesine karşılık “insanı yaşat ki, devlet yaşasın” felsefesiyle milletler sahnesine çıkan Türk milleti “intikamını” irfanıyla, uyanışıyla, uyandırışıyla ve de ülküsüyle alacaktır .

Kurdun İntikamı” cinayet işlemiyor. Emperyalistlerin “arınma gecelerine” karşılık yeni medeniyet tasavvurunun nasıl kurulacağına dair yol aralıyor.

Emperyalistlerin “kana doymayan canavarına” karşılık “kurdun aşkıyla” pusatlanan Türkler kurt milletidir. Kitapta da bahsedildiği gibi “Kurtlar, güvenli severler… Aşklarında, huzur olsun isterler.

Emperyalistlerin “arınma gecesinde”, – ki bu gece sadece bir kereye mahsus değil her geceyi kapsamakta, –  ortaya canavarlarını çıkardığı vakit kutlu dolunay gecelerinde olduğu gibi Türk’ün “kurdu” ortaya çıkacaktır. Ne diyor Mete Altay? “Ne kadar çok Matlock (kan içen canavar) varsa, o kadar da Mete (güvenli seven, huzur olsun isteyen kurt) vardır.”

The Purge” kurdun intikamıyla “the end” olacaktır!

 

Fatih OĞUZ
11 Şubat 2016 Frankfurt/Main

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Kitap Tanıtımı: Türk Olmak Sanatı (Ahmet Şafak)

TürkOlmakSanatıAhmetŞafak

Türklük bir sanattır. Türk Olmak sanatçılık! Türk Olmak, sadece folklorik bir sıfat değil aynı zamanda politik bir şuurdur. Türk Olmak, bir milletin ferdi olmak kadar milletin siyasi kimliğini tanımak, bu kimliğin siyasi ağırlığını taşımak, bu milletin devlet kurma ve yaşatma iradesine sahip çıkmak, bu iradeyi ortadan kaldırmak isteyenlere gerekli tepkiyi göstermek ama en önemlisi gelişen olayları anlamak, olayları bambaşka yöne çekenlerin sinsi çabalarını boşa çıkarmak… Ahmet Şafak, bu kitapta doğruların yanlışlarla, iyilerin kötülerle, zalimlerin masumlarla karıştırıldığı bu zamanda ‘Türk Olma’nın nasıl başarılacağını anlatıyor. Türklüğün sanat olduğunu, Türk olmanın ise sanatçılık olduğunu belirtiyor. Tarih-Şimdi-Gelecek penceresinden bakarak taşları yerinden oynatan kalemiyle okuyucunun da bir parçası olduğu büyük hikayeyi detaylarıyla anlatıyor.

http://www.kusenayayin.com

Yorum bırakın

Filed under Ahmet Şafak