Tag Archives: MHP

MHP herhangi bir parti midir? (Fatih OĞUZ)

1980’li yıllarda CIA’e bağlı Ulusal İstihbarat Konseyi’nin uzun vadeli stratejik tahminlerden sorumlu başkan yardımcısı olarak görev yapıyordum; senaryolar hazırlarken analitik açıdan bize ışık tutabilecek kısa bir zihin egzersizi yapıyorduk. Bunu yapmaktaki amacımız, geleceğe dair (gerçekleşme olasılığı ne kadar düşük de olsa) önemli bir olayın yaşandığını varsayarak bu olayın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin bazı detaylar içeren kısa bir senaryo yazmaktı. (…) Bu egzersizler “hiç akla getirilmeyen” olası olaylara dair belirtilere karşı analitik duyularımızın keskinleşmesini sağlar.” (İslamsız Dünya Sf. 16, baskı 2010, Graham Fuller)

21. asır bilgi ve iletişim çağı olduğu aşikardır. Kime sorsak “hangi çağda yaşıyoruz?” diye “bilgi çağında” cevabı yüksek bir oranda olur. Ayrıca, monologizmden düalizme; düalizmden dijitalizme doğru aşamalar katlayan toplumlar bu çağın etkilerini bildiğini de söyler.

Ama bilmek ile idrak etmek arasındaki sağlıklı geçişi sağlamakta sorun yaşar.

Her şeyi biliyor(!) olmamız iyi bir “şey” olmadığı kanısındayım. İrfansız, izansız ve olgunluğa erişmeyen bilme fiili “salt okuma-yazma” kabiliyetinin makyajladığı şirret suratlı cehaletin ta kendisidir.

İdrak ise bilmenin “dosdoğru” halidir. Dosdoğru bilenler hakikati görme basiretine erişirler. O nedenle dava adamları çoğu zaman çağdaşları tarafından anlaşılmamıştır. Dava adamları ufukların ötesine bakışlarını diktiklerinde onlar bunu “hülyalara dalmış” olarak telakki ederler.

Cehalet ise hakikati gölgelemeye çalışır. Basireti bağlamaya arzular. Güncel konular üzerinden ahkam ve hüküm sürmek ister. Ufku anlık heveslerle karalara büründür. Toplumun aklıselim marifetini; aklızulme dönüştürür.

Velhasıl; cehalet hakikatin varlığına göz dikmiş hakikatobur yaratıktır.

Ülkücülük hakikate bağımlı fikir, siyasi, ekonomik, sanat, felsefe ve sosyal disiplindir.

Ülkücülük “her şeyi bilenlerin” değil “dosdoğru bilenlerin” harcıdır.

Türkiye’mizin gündemi hayati mevzularla meşgul iken “her şeyi bilenler” çeşitli televizyon kanallarda “değişim” ve “yenilik” gibi büyülü kelimeler üzerinden “dosdoğru bilenlerin” harcı olan Ülkücülüğün iradesini temsil ettiklerini ve dolayısıyla Ülkücülüğün kutbu olan liderlik ile ilgili “iddia ve hak” sahibi olduklarını ifade ediyorlar.

İddialarını “düşük oy oranı”, “potansiyeli kullanamama” gibi pragmatist gerekçelerle güçlendirdiklerini sanıyorlar.

Bunu yaparken ikili mesaj gönderiliyor. Biri dışa, diğeri içe. MHP’ye Genel Başkan aday adayı olan insanların tanıtım yeri medya platformu değildir. Teşkilat platformudur. Teşkilat platformu Ülkücü Hareketin eylem ve söylem meydanıdır.

İmzalar toplanmış. Hem Genel Merkez’e, hem de mahkemeye sevk edilmiştir. Bütün bu gelişmeler hareketin özel alanını ilgilendiriyor iken farklı medya platformunda sergilenen arz-ı endamın sebebi nedir?

Kimi etkilemeye çalışıyorsunuz? Veya kime göz kırpılıyor? Veyahut sizler sahiden Ülkücü gelenekten bihaber “her şeyi bilen” ama “dosdoğru bilmeyenler” misiniz?

Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar önemlidir” sözü ne için söylendiği malum. Türkiye, yerli işbirlikçiler üzerinden yönetebilecek konuma gelebilmesi için emperyalistler tarafından farklı operasyonlara maruz bırakılmaktadır.

Küresel odaklarda “zihin egzersizi” yapanların niyetlerini yukardaki söze atıfta bulunarak  özetlemeye çalışayım: “MHP Ülkücülere bırakılamayacak kadar önemlidir.”

Ne demektir bu?

MHP bazılarının iddia ettiği gibi sadece bir parti değildir. Ülkücü Hareketi yok etmeye çalışanlar öncelikle Ülkücüler arasındaki tefrikayı derinleştirmek için MHP’nin varlığını hedef tahtasına oturtmaya çalıştılar. “Ülkücülük illa MHP’de mi olur?”, “Ülkücülük MHP’nin tekelinde değildir”, “Ülkücülük parti pırtı meselelere hapsedilecek kadar küçük bir değer değildir” diyerek Ülkücülüğü MHP’den koparmaya yeltendiler. Bunun nedenleri çeşitliği argümanlara bağlanabilir lakin benim tek neden olarak gördüğüm husus şudur: Bir milleti tarumar etmek devletinden koparmaktan geçer! Kurumsal disiplini olmayan bir ülkücülük herkesin özellikle “her şeyi bilenlerin” enstrümanına dönüşür.

MHP’nin varlığına hedef alanlar ilk etapta Ülkücülüğe ne kadar yakın olduklarını ve hatta Ülkücülüğün varlığını önemsediklerini söylerler. Bunu yaparken de satır aralarına Ülkücülüğün fikri ve mefkurevî alt yapısını oluşturan değerler sistemiyle oynarlar.

Örnek olsun diye yazıyorum. İttihat ve Terakki Cemiyeti 1. Cihan harbinin sonunda yöneticileri tarafından feshedilmiş ve lider kadrosunu oluşturan isimler farklı ülkelere gitmek zorunda kalmış. Dışarıdan bakıldığında feshedilen bir cemiyetin (Teceddüt fırkası olarak devam etti lakin Damat Ferit tarafından kapatıldı) kadrosunu oluşturanların bir kısmı sürülmüş, bir kısmı idamla yargılanmış, bir kısmı zindanlara düşmüş, bir kısmı suikast nedeniyle şehit olmuş, bir kısmı köşesine çekilmiş. İmparatorluğun çöküşüyle tarih sahnesinden çekilmişler.

Lakin hakikat bu değildir!

Türk devlet geleneğine ve felsefesine vakıf olanlar bilir ki; İttihat ve Terakki Cemiyeti herhangi bir parti ve yöneticileri herhangi kişiler değildi. Türk ülküsünün, Türk milletinin, Türk tarihinin toplandığı, muhafaza edildiği, mukavemete hazırlandığı, diri tutulan hafıza ve hareket merkeziydi.

İstiklal mücadelesini yürütenlerin, milleti teşkilatlandıran; bin yıllık Türkiye Devletinin egemenliğini farklı bir siyasi yönetime kavuşturanların ekseriyeti İtthat ve Terakki cemiyetine mensup insanlardı.

Yani diyeceğim odur ki, MHP herhangi bir parti değildir. MHP; tarihsel süreçten kopmayan, Türk’ün tarih felsefesiyle olgunluk mertebesine çıkan fikirdir. Oy oranlarına, sandık sonuçlarına muhatap edilemez. Bu muhataplık sadece istatistiksel bir vakadır. Milli davalar için fazla bir önemi de yoktur.

Bir önemi olsaydı MHP 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan Milletvekili seçimleri sonrası istatistiksel veri olurdu.

Türkiye’yi yönetenler hafızalarını kaybetmiş olabilir. Türkiye’yi yönetenleri seçen halk “bilgi ve iletişim çağının” oluşturduğu yoğun bilgi akışına maruz kalması hasebiyle konulardan kopabilir. Devlet kurumları iktidarın teslimiyetçiliği ve dış müdahalelerin baskıcılığından dolayı sinmiş durumda olabilir.

İşte bu gibi günlerde milli ve tarih şuuru, organize ve disiplin içerisinde Ülkü vücuduyla milletine ışık olur. Hafıza canlanır ve gerekli tedbirler devreye girer. Devlette devamlılık esastır sözü anlam kazanır. MHP varsa Türkiye ve Türk milleti vardır dediğimizde bunu kastediyoruz.

Bunu şu şekilde örneklendirebiliriz.

Tarih 7 Nisan 2012. Yer Fransa. Milliyetçi-Ülkücü Hareketin Lideri Sayın Devlet Bahçeli Fransa Türk Federasyonun 10. Büyük Kurultayı’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi: Ben buradan duyurmak isterim ki; Sözde Ermeni soykırım iddialarını kim gündeme getiriyorsa iyi niyetli değildir. Bize bu yaftayı kim vurmaya çalışıyorsa doğru konuşmuyordur. Merhametin, hoşgörünün, vicdanın ve insaniyetin burcu olan Türk milletini, baskıyla köşeye sıkıştırmaya kim yelteniyorsa gerçekleri bastırma çabasındadır. Tekraren söylemek isterim ki; soykırım iddiaları asılsızdır, hezeyandır ve böyle bir şey asla olmamıştır. Ankara’da ne diyorsam Fransa’dan bir kez daha kararlı bir şekilde aynısını dile getiriyorum: Ermeni soykırım sözleri iftiradır, boştur, hüsnü kuruntudur ve temelsizdir. Şayet Senato’nun kararı mahkemeden dönmeseydi, yine aynı hakikatleri daha büyük bir şevk ve inançla ortaya koyardım. Sözde soykırım masalıyla avunanlar, bu çerçevede ortalığı velveleye verenler yanlışın ve çarpıklığın içine düşmüşlerdir. Şüphesiz, diaspora lobisinin güdümünde milletimizi sanık sandalyesine oturtmaya gayret edenler mahcubiyet yaşayacaklardır. Fransa’da yaşayan Ermenilerde gerçekleri görmelidirler. Tarihten husumet çıkarmanın kimseye bir yarar sağlamayacağını bilmelidirler. Allah’ın izni ve inayetiyle bizim çekineceğimiz, sıkılacağımız ve kaçacağımız bir durum yoktur. Tarihimizin her sayfası şefkatin, alicenaplığın ve insanlık değerlerinin muhteşem örnekleriyle doludur. Kaldı ki bizim millet olarak da kimseden öğrenecek bir şeyimiz bulunmamaktadır. Siyasal kaygılarla milletimizin hedef tahtasına konulmasına da müsamahamız söz konu olmayacaktır.“

Sayın Bahçeli bu konuşmayı yaptığı dönemleri hatırlayalım. Açılım adı altında “Türkiye-Ermenistan sınırların kaldırılması, tarihi utanç(!) ile yüzleşmek, özür dileme erdemi(!), 24 Nisan 1915 ortak acımız, katliamlar ittihatçılar tarafından yapıldı” gibi daha nice kepazelikler devletin protokol konusu haline geldi. Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Kemal Bey için “islamî(!)” noktadan katil ve zalim olan birinin asla şehit olamayacağı görüşler kabul görüldü.

Ülkemizde bu gündem makbul(!) sayıldığı günlerde Sayın Bahçeli Ermeni diasporanın en büyük hamiyesi olan ülkede onların gözünün içine baka baka bu sözleri sarfetti.

Sanılmasın ki; Sayın Bahçeli orada bir parti Genel Başkanı olarak partili dava arkadaşlarına hitap etti. Sayın Bahçeli orada tarihî Türk devlet geleneğinin temsilcisi konumundaydı. Türk devletinin onurunu, Türk milletinin cenaplığını ve Türk tarihinin hakikatlarını temsilen konuştu.

Sayın Bahçeli; Tunceli tartışmaları, Suriye krizi, çözüm adı altında yürütülen ihanet süreci, Anayasa tartışmaları, Başkanlık sistemi muamması, Kıbrıs meselesi ve görüp veya göremediğimiz millî meselelerde Türk’ün hafızası ve Türklüğün mukavemeti olmuştur.

MHP’de siyaset yapmak, farklı mevkilerde bulunmak ile MHP’ye liderlik yapmak arasındaki fark tarihi etktendir. Orası “ya Başbakan olurum ya da Babaanne” makamının tescillendiği yer değildir.  Orası sosyal ve reel medya üzerinden kazanılan teveccüh noteri değildir. Orası, ortaya çıkan arkadaşlar üzerinden ara rejim model metoduyla ve liberalist yöntem olan “işbirliği içerisinde rekabet” ile ele geçirilecek makam hiç değildir!

MHP bir geleneğin tezahürüdür. Ve bu gelenek; Ülkücü iradenin tecellisinde ve Ülkücü tavrın koruması altındadır. Gelenek aynı zaman da hatıra demektir. Hatıralar “bir yumrukta parçalanan soğan, bayat çay ve bir kuru ekmek” muhabbeti değildir. Hatıralarımız tecrübedir, tedbirdir, tedariktir.

Yazının girişinde bulunan sözler araştırma geliştirme elemanı değil dünyayı şekillendirmeye ve yönetmeye çalışan küresel odakların elebaşı tarafından sarfedilmiştir. Bu sözlerin yayınlandığı kitabın başlığına bakarak “MHP ile ne alakası var?” diyebilirsiniz. 1980’li yıllar sonrası değişen dünya profiline bakılırsa “pek alakası var” olduğunu düşünüyorum. Türklüğün önemini anlayabilmemiz için küresel odakların çalışmalarına vakıf olmalıyız. “Zıddını” tanımak bazen kendini tanımanı sağlıyor.

Fuller’in sözleri, MHP’nin duruşunu ve öngörüsünü “MHP sadece AR-GE kurumu gibi analizler yapıyor” ithamıyla küçümsemeye çalışanların değil kulağına; idrakına küpe olsun!

Buradan özellikle Ülkücü gençlere de seslenmek istiyorum. Bilgi çağının mabedi olan sosyal medya platformlarda sarfedilen manipülatif duygulardan uzak durunuz. Etkilenip bin yıllık geleneğin temeline göz dikenlere fırsat vermeyin. Kişilerin boyu, endamı, afilli sözleri göze veya gönüle hoş gelebilir ama Ülkücü gençliğin en büyük zenginliği 9 Işık isminde Türklüğün manifestosuna sahip olmasıdır. Bilgi çağında enjekte edilen her bilgi “bilmişlik” türetir. Ve bu bilmişlerin en büyük özelliğe “özgüven” adı altında sergiledikleri terbiyesizliktir. Milliyetçi Hareketin karargahına “Balgat şatosu” ve “Balgat dükalığı” diyenlere, bir Türk beyi olan büyüğümüz Sayın Devlet Bahçeli’ye dil uzatanlara prim vermeyiniz. Sanki çocukluk arkadaşından bahseder gibi Milliyetçi-Ülkücü Hareketin liderinden bahsedenlere; ki öyle olsa dahi; uyarıcı vazifenizi bilgece esirgemeyiniz.

Unutmayın; babalık makamı her erkek evladının koruması ve kollaması gereken makamdır. Çünkü onlar da birer “baba” adayıdır.

Geleneklerine sahip çıkmayanlara Bilge Kağan nasıl seslenmişti?

İtaatsizliğin yüzünden seni kalkındırmış Kağanına ve İline kendin kötülük getirdin.”

Genç Ülküdaşım; Ülkücü Gençlik üzerinde titreyen ve “çınar olacak fidanlarımı kimseye kestirtmem” diyerek Ülkücü Gençliği kendi emelleri doğrultusunda kullanmaya çalışan her türlü odaklara meydan okuyan Bilge bir Lidere sahipsin. Sana da liderine ve Liderin şahsında geleneklerine sahip çıkmak yakaşır.

Fatih OĞUZ
17 Şubat 2016 Frankfurt/Main

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

„PAYIMIZI VEREN YAŞAYACAK, VERMEYEN ÖLECEK …” (Fatih Oğuz)

(Bu yazı 7 Haziran 2015 tarihinde gerçekleşen Genel Seçimleri öncesi yazılmıştır.)
İlber Ortaylı “Türklerin Tarihi” isimli son kitabında “coğrafya, itaat edilmesi gereken amir ve temel bir kategoridir[1] der. Coğrafya, milletlerarası mücadelelere kimlik veren en önemli etkenlerin başında gelir. Coğrafyalar bir milletin, bir topluluğun, bir medeniyetin koordinatlarını ana bellek gibi muhafaza eden ve yeri geldiğinde bilişim yazılımı gibi gelişmelerin kapsamında düzeni veya sistemi güncelleyen konumundadır.
Türkiye coğrafyası “medeniyetler beşiği” olarak dünya kamuoyu tarafından kabul görülür.
Semâvî dinlerin, uygarlığın, ticaretin, siyasetin, felsefenin ve sanatın dağılım merkezi olan bu coğrafya yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle birlikte tarihi hazinesinde dünyanın yaratılışını barındırmaktadır.
Dolaysıyla her milletin, her topluluğun gözü de, gönlü de, aklı da Türkiye diye adlandırılan coğrafyadadır.
Bu coğrafya cihan hakimiyetin anahtarı, nişanı ve de tapusu gibidir.
Türk milleti bu coğrafyada, 1000 yıllık gibi bir zaman dilimi içerisinde (Tarih Bilimi için bu zaman dilimi pek uzun sayılmaz) İmparatorluklar, Beylikler ve Cumhuriyet yönetiminde Devlet kurarak “Türk egemenliği” oluşturdu.
1000 yıllık milli bilinçimiz ve milli birikimiz göstermiştir ki; bu coğrafyada gelişen her olay hiçbir zaman tesadüf değildir.
TÜRKİYE, TÜRKLERE BIRAKILAMAYACAK KADAR ÖNEMLİ VE ZENGİN BİR ÜLKEDİR
Elbette bu anlattıklarım bir çoğumuz tarafından en teferruatlı derecede bilinmekte. Lakin gündelik streslerin içerisinde boğulan fertler, algı manipülasyonuna maruz kalan toplumlar, yapay ve kurgulanmış kamuoyu nedeniyle milli hafızamız, kamu ruhumuz gölgelenmektedir.
Milli hafızamızı, kamu ruhumuzu harekete geçirebilmemiz için tarihte gelişen olayların senkronizasyonuna hakim olmakla birlikte bugünümüze uzanan gelişmelerin merkezine “sebep-sonuç” ilişkisini oturtmalıyız.
Yaşam alanı bakımından Avrasya olup, dinî ve “idea of Empire” açıdan aidiyat köklerinin Ortadoğu’ya, Anadolu’ya uzanan toplulukların ortak kanaatı “Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar önemli ve zengin bir ülkedir” türünden olduğu defalarca mecmualarda, canlı yayınlarda ve gazete köşelerinde dile getirilmiştir.
 Papa Fransuva Vatikan’da yaptığı sözde Ermeni soykırım ile ilgili açıklaması[2] bahsedilen “Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar önemli ve zengin bir ülkedir” görüşünün bir parçasıdır. Papa Fransuva, Türk milletinin ve Türkiye coğrafyasının dünü, bugünü ve yarını ile ilgili “mutlak bir hesabın” içerisinde olduğunu göstermiştir.
Papa’nın “20. Asrın ilk soykırımı Ermeni Jenosidi” açıklaması ardından Avrupa Parlamentosu üç gün sonra bağlayıcı nitelik taşımayan ve tutum beyanı niteliğinde olan sözde Ermeni soykırımına dair karar tasarısını oy çokluğuyla kabul etti[3].
Papa’nın açıklaması ve AP kararı beraberinde yankılar getirdi. Kimi destekledi, kimi de kınamış gibi yapıp aslında “gelin bu işin ortasını bulalım” diye “ortak acı”nın mimarlığına soyundu.
 “Ortak acı” sektörünü oluşturan AKP iktidarı Ermeni diasporanın elini güçlendirecek adımlar atmaktadır.
Bu iki yüzlü ve teslimiyetçi zihniyetin gerçek yüzünü bir kaç örnek ile açığa çıkarmaya çalışacağım.
Papa Fransuva’nın son Türkiye ziyareti nedeniyle “Papa’yla bir çok konuda aynı düşünüyoruz”[4] diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve 12 Şubat 2015[5] tarihinde gayrimüslim kanaat önderleriyle yaptığı görüşmede “Ermeni diasporası, düşman diaspora değil, bizim diasporamız” diyen Başbaşkan Ahmet Davutoğlu Avrupa Parlamentosunun kararında referans teşkil ettiler.
 AP’nin 8 maddelik kararının 3’üncü maddesinde aynen şöyle yazılmaktadır:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun taziye içeren ve Osmanlı Ermenilerine yönelik zulümleri tanıyan açıklamaları doğru yönde atılmış bir adım olarak değerlendiriliyor.”[6]
Bu da nerden çıktı? diye soracak olanlar bir zahmet buyurup Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık resmi sayfasına girerek 23 Nisan 2014[7] tarihinde o dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ermeni diasporanın “Ermeni Jenosit” adına bayraklaştırdığı “24 Nisan 1915” tarihine binaen taziyesini okuyabilir.
Ermeni diasporasının “24 Nisan 1915” ile ilgili iddiaları, teorileri veya talepleri olabilir. Lakin, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı “24 Nisan 1915” tarihiyle ilgili taziyelerde bulunuyorsa bize ancak “herkes fıtratına uygun davranıyor” demek düşüyor.
Derin meseleler ve önemli konular o kadar birbiriyle karıştırılıyor ki; Türk milletinin dününü, bugününü ve geleceğini pervarsızca harcamaya çalıştıklarını görebiliyoruz. Başbakan Ahmet Davutoğlu yapmacık ve sahte bir tepki ile Ermeni diasporasına ateş püskürdüdüğünü göstermek için 21 Nisan 2015[8] tarihinde “Başbakan Özel” isimli televizyon programında şu açıklamalarda bulundu: “Ermeni diasporası zengin sayılabilir; ancak Ermenistan neden fakir? Yahudi diasporası bu konuda İsrail’i de zenginleştirmişlerdir.”
Sayın Davutoğlu Yahudi diasporası ve İsrail benzetmesinde bulunurken Nürnberg Uluslararası Askerî Ceza mahkemesi öncesi ve sonrası diye açıklık getirmemesi şahsım tarafından iyimserlikle karşılamam mümkün değildir.
“Soykırım”, “Jenosit” veya “Holokost” gibi tanımlamalar hukuki karaktere sahip olmasına rağmen Ahmet Davutoğlu’nun “Yahudi diasporası-İsrail” benzetmesinde bulunuyor olması gün ışığına çıkarılmayan Ermeni diasporanın ve destek veren emperyalist odakların kurduğu müzakere masalarında verilen tavizlerin ve imzalanan protokollerin varlığı hakkındaki süphelerimi kuvvetlendirmektedir.
Davutoğlu’nun “Tehcir insanlık suçudur”[9] sözü ileriye dönük hangi hukuksal bedellerin müsebbibi olacağını bilmiyor olması mümkün değildir.
Davutoğlu istediği kadar “24 Nisan 2015” tarihinde Çanakkale anmasına özel anlam yüklenmemesi gerektiğini söylesin, bir dönem kendisinin de başında bulunduğu Dış İşleri Bakanlığına bağlı Türkiye Cumhuriyeti Avustralya Büyükelçiliğinin hazırladığı takvim ajandasının Nisan bölümünün 24’üncü gününe rast gelen resim (orta sağ) “özel anlamı” fazlasıyla gösteriyor:

7c9ee4df9a9d66378f38a900c2d23f0d

Resim kolajında Çanakkale’de düzenlenen Anzak anmalarını gösteren resimlerin arasında Erivan’da bulunan sözde Ermeni Soykırım anıtı etrafında yapılan töreni gösteren bir resim mevcut.
Türk milletinin zekasıyla oynamaya çalışmak en sevdikleri hobi olsa gerek.
Muğlak cümleler kurup Türk milletini gerçeklerden uzak tutmaya çalışanlardan biri de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tır. 20 Nisan 2015 tarihinde “Bilerek, kasıtlı ve isteyerek soykırım yapmadık”[10] diye bir cümle kullanan Arınç’a tersten bir soru soralım: O zaman bilmeyerek, kasıtsız ve istemeyerek soykırım mı yaptık!?
YÜZYILLIK TAZİYE VE NE OLDUYSA DEVLETİN HATALARI YÜZÜNDEN OLDU
Ermeni diasporayla birlikte aynı frekansı kullanan sadece AKP’nin yönetici kadrosu değil aynı zamanda bir dönem veya halen başta Recep Tayyip Erdoğan’a ve AKP’ye yakın kalemşorlardır.
Cengiz Çandar dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte “Ermenistan-Türkiye milli maç” bahanesiyle Ermenistan’a gidenlerden biri.  Çandar 7 Eylül 2008 tarihli “Erivan’da Ararat’ı seyrederken…” başlıklı yazısında şunları söylemekte: “Erivan’a gelipte, hangi milletten ya da düşünceden olursanız olun, 1967 yılında yapılmış olan Soykırım Anıtı’na ve yanıbaşındaki müzeyi görmeye gitmemek, Mekke’ye gidip Kabe’yi görmeden dönmek gibi bir şey.”[11]
Türk Bayrağı’nın adı değiştirilsin diyen, Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in “Milli Şehit” ilan edilmesinden rahatsızlık duyan Hilal Kaplan isminde şahıs 25 Nisan 2014 tarihinde kaleme aldığı “Yüzyıllık taziye” başlıklı yazısında şunlar yazmaktadır: “24 Nisan 1915’te başlatılan İttihatçı operasyon İslâm hukuku açısından zulümdür; (…) Bu günah önce İttihatçıların, sonra onlarla işbirliği yapanların sonra da bu zulme ses çıkarmayanların üzerinedir. Çünkü 24 Nisan 1915’te başlayan süreçte ‘Hak’ ayaklar altına alınmıştır.”[12]
Özellikle biri var ki; Tayyip Erdoğan’a “Reis”, “abi” diye hitap eden ve hatta canlı bir televizyon programında “Artık hayal edemiyorum çünkü ben hayal etmeden siz yapmış oluyorsunuz” diyecek kadar Tayyip Erdoğan’a duyduğu hayranlığını dile getiren Hakan Albayrak 24 Nisan 2013 tarihli “Ermenilerden özür dilemeliyiz” başlıklı yazısında neler hayal ediyormuş bir okuyalım: “Bugün 24 Nisan. Ermeni hemşerilerimizin matem günü. 1915’te yaşanan vahşeti acıyla andıkları gün. (…) Tarihimizde rezil bir sayfadır bu. Keşke yırtıp atabilsek. Yırtıp atamayız, ama altına şöyle bir şerh düşebiliriz: O akıl almaz zulmü işleyenlerin torunları Ermenilerden özür dileyerek redd-i miras eylediler. (…) 6-7 Eylül olaylarında barbar Kemalist kitlelerin derin devlet kaynaklı terörü yüzünden İstanbul’u terk etmek zorunda kalan Rumlardan ve öldürülen Rumların çocuklarından, torunlarından da özür dileyelim, onlara da tazminat ödeyelim. Tabii, varlık vergisi terörünün kurbanlarını da unutmamalıyız. Bir de, aslında hepsinden evvel, PKK meselesinde hayatını kaybeden 30 ilâ 40 bin vatandaşımız için özür dileyip, hiçbir ayrım yapmadan, kimin hangi tarafta öldüğünü bakmadan, “Ne olduysa devletin hataları yüzünden oldu” diyerek, istisnasız bütün maktullerin ailelerine tazminat ödemeli devlet.”[13]
Davutoğlu’nun “bizim diasporamız” dediği Ermeni diasporasının temelinde terör yöntemi kullanan katiller çetesi mevcuttur. Yazımın başlığı olarak kullandığım “payımızı veren yaşayacak, vermeyen ölecek…” cümlesini Yazar Ahmet Şafak’ın polisiye romanı olan “Kurt 2015” kitabında okudum. Romanda bu cümlenin kaynağı şu şekilde anlatılmakta: “Bir Ermeni bilim adamının folklorla ilgili araştırmasını içeren makale işte ellerinin arasında duruyordu. (…) Bir tekerleme. 1910’lu yıllarda, Van civarındaki Ermeni çocuklarının kullandığı bir tekerleme. Bazı özel günlerde, kapı kapı gezip harçlık ya da benzeri şeyler isteyen çocuklar, kendilerine bir şey vermeyen komşularına böyle tepki gösterirlermiş.”[14]
“Payımızı veren yaşayacak, vermeyen ölecek…” tekerlemesi Türk milletinin varlığına göz dikmiş, Türkiye coğrafyasını parçalamak için her türlü terör örgütüyle işbirliği yapan Ermeni diasporasının ruh halini çok net anlatan en güzel örnektir.
FRANSA’DA ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI İFTİRADIR DİYEBİLMEK
Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ahmet Davutoğlu’nun ve AKP’nin yönetici ve propaganda kadrosunun Türkiye coğrafyasından Türk’ün adını silmek isteyenlerle, Türk’ün egemenliğine son vermek isteyenlerle işbirliğini sadece “Ermeni diasporası” örneği ile net görebiliriz.
Papa’nın veya AP’nin açıklamaları, Türkiye’mizi ve Türk milletini yönettiğini düşünen işbirlikçiler kadar zarar veremezler.
Buna karşılık, Türk milletine karşılıksız bir sevgi ile dünyaya olan bakışını Türkçe kodlarla şekillendiren, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin Lideri Sayın Devlet Bahçeli Fransa’da 7 Nisan 2012 tarihinde kamuoyuna şu şekilde seslendi:
“Ankara’da ne diyorsam Fransa’dan bir kez daha kararlı bir şekilde aynısını dile getiriyorum: Ermeni soykırım sözleri iftiradır, boştur, hüsnü kuruntudur ve temelsizdir.”[15]
Bir tarafta Ankara’da Ermeni diasporasına “taziye mesajı” ileten Tayyip Erdoğan ve AKP kadrosu, bir diğer tarafta Ermeni diasporasının en güçlü olduğu Fransa’da “Ermeni soykırım sözleri iftiradır” diyebilen Milliyetçi-Ülkücü Hareketin Lideri Sayın Devlet Bahçeli.
Tarihin hiçbir döneminde insanlık suçu işlemeyen, mazluma ve mağdura sahip çıkmak adına kendi varlığını feda edecek erdemi gösteren, Ermenileri, Arapları, Yahudileri, Gürcüleri, Rumları kendi sofrasını, safını ve sırtını paylaşan Türk milletini sanık sandalyesine oturtmalarına razı mı geleceğiz?
Tarihine vurulduğumuz, varlığına tutulduğumuz büyük Türk milleti; bu gidişattan rahatsızlık duyuyorsan o zaman Ankara’da ne diyorsa Tunceli’de, Diyarbakır’da, Yozgat’ta, Fransa’da, Almanya’da aynısını dile getiren Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve Milliyetçi kadroyu 7 Haziran 2015 tarihinde iktidara ulaştırmalısın.
Hürriyet için, gelecek için, Vatan için elini vicdanına koymalısın.
Fatih Oğuz
23 Nisan 2015 / Frankfurt-Main
[1] Türklerin Tarihi, İlber Ortaylı, Sf. 25
[2] Papst spricht von Armenier-“Genozid” http://www.tagesschau.de
[3] AP’den Türkiye’ye: ‘Soykırım’ı tanı http://www.hurriyet.com.tr/dunya/28737346.asp
[4] Erdoğan: ”Papa’yla bir çok konuda aynı düşünüyoruz” https://www.youtube.com/watch?v=cikhBQUVlGE
[5] Başbakan’dan gayrimüslimlere: Ermeni diasporası, bizim diasporamız http://www.haberturk.com/gundem/haber/1042542-basbakan-ahmet-davutoglu-gayrimuslim-kanaat-onderleriyle-bulustu-ermeni-diasporasi-bizim-diasporamiz
[6] AP’den Türkiye’ye: ‘Soykırım’ı tanı http://www.hurriyet.com.tr/dunya/28737346.asp
[7] Sayın Başbakanımızın 1915 olaylarına ilişkin mesajı http://www.basbakanlik.gov.tr/Forms/_Article/pg_Article.aspx?Id=974ccd3b-fb77-499a-ab6a-7c5d2a1e79c9
[8] Davutoğlu diasporaya ateş püskürdü http://m.internethaber.com/News.aspx?q=782777
[9] Başbakan Ahmet Davutoğlu: “Tehcir insanlık suçudur’ dedim” http://www.cnnturk.com/turkiye/basbakan-ahmet-davutoglu-tehcir-insanlik-sucudur-dedim
[10] Arınç: Bilerek, kasıtla ve isteyerek soykırım yapmadık http://www.cnnturk.com/turkiye/arinc-bilerek-kasitla-ve-isteyerek-soykirim-yapmadik
[11] Erivan’da Ararat’ı seyrederken… 7 Eylül 2008, Referans Gazetesi Cengiz Çandar
[12] Yüzyıllık taziye, 25 Nisan 2014, Yeni Şafak, Hilal Kaplan
[13] Ermenilerden özür dilemeliyiz, 24 Nisan 2013, Star Gazetesi, Hakan Albayrak
[14] Kurt 2015, Küsena Yayınları, Ahmet Şafak, Sf. 80 ve 82
[15] MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Fransa Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’nun
10. Büyük Kurultayı 7 Nisan 2012 http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/1958/mhp/Fransa_Demokratik_Ulkucu_Turk_Dernekleri_Federasyonu_nun_10_Buyuk_Kurultayinda_Yapmis_Olduklari_Konusma_Metni_.html

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz