Tag Archives: Mustafa Kemal Atatürk

Talat Paşa mahzun, Türk mahzun: 2 Haziran 1921 – 2 Haziran 2016

Almanya Federal Meclisi’nin çıkardığı karar siyasidir. Ve siyaseten alınan kararlar dönem dönem değişime uğrar. Bizler dikkatimizi başka bir yere çekmeliyiz.

İttihat-Terakki Cemiyeti üzerinden hesaplaşma ve pazarlık yapılmak istenilmekte.”İttihat-Terakki Cemiyeti’ne suçu at, kurtul” reçetesini önerenler sadece küresel odaklar mı?

Yıllarca “muhafazakarlık/siyasi ümmetçilik ve “kemalizm” adı altında İttihatçılar için “bu belayı başımıza bunlar saldı” mealinde sözler demediler mi? Bu konuda yüzlerce kitap çıkarıp İttihat ve Terakki’nin öncülerini küçük düşürecek, onları soykırımcı iftiralarıyla sahte belgelerin himayesinde mahkum ederek Türk toplumundan soğutacak yazılar yazmadılar mı?

Bugünümüze dair soruyorum: Birkaç yıl önce “Dersim o dönem yöneticilerin kanlı bir eseri” manasını taşıyan açıklamada bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AKP zihniyetinin; Mustafa Kemal Paşa’yı, Enver Paşa’yı,  Talat Paşa’yı, Cemal Paşa’yı ve daha nice vatan evladını idama mahkum eden İngiliz kontrolünde İstanbul’da kurulan Divan-ı Harp Mahkeme (Divan-ı Harb-i Örfî) heyetinden ne farkı var?

Tunceli’de ve bugün Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizde verilen mücadele 50 yıl sonra karşımıza yeni bir soykırım(!) tasarısı olarak çıkarma çalışmaları var. “1915 çözülmeden Dersim katliamı çözülmez. Dersim katliamına giden yol 1915 Ermeni soykırımından geçiyor” diyerek buna tarihi bir süreç yüklenmekte. Hatta bugünkü PKK teröre meşruiyet kazandırmak için “Kürt sorunu bu sürecin devamıdır. İttihat-Terakki Cemiyeti’nin uzantıları bugün katliama devam ediyor.” ifadelerini kullanıyorlar. Ergenekon-Balyoz davasında İttihat-Terakki Cemiyeti ile ilgili kurulmaya çalışılan bağlantıları hatırlayalım.

Ülkemizde o dönemlerde “açılım” başlığı altında çeşitli kampanyalar başlatıldı. Bunun en bariz örneği Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde Başbakanlık resmi sitesinde yayımladığı “taziye mesajı”. Mesaj halen yerinde duruyor.

Sadece Almanya’da değil dünya kamuoyunda oluşturulan soykırım tablosunun müsebbibilerin başında şehit Talat Paşa’nın şahsında o dönemin milli ahvalına sahip çıkamayan yerli(!) yöneticiler gelmektedir!

“Erivan’a gidip soykırım anıtını ziyaret etmemek Mekke’ye gidip Kabe’yi ziyaret etmemek gibidir” diyenlere Protokol statüsü veren kimlerdi?

Türk hükümetinin temsilcileri defalarca Berlin’e geliyor. Talat Paşa’nın şehit edildiği yeri sembolik namına ziyaret ediyorlar mı?

Talat Paşa’yı katleden cani Tehliryan’ın mahkemesinin 2 Haziran 1921 tarihinde başlaması hasebiyle bu tasarının da 2 Haziran 2016 tarihinde görüşülmesi niye Hükümet yetkililerin veya kamuoyunun dikkatini çekmez?

Tarihi arşivlerinin yanı sıra siyasi arşivlerimizi de açalım. Hep birlikte okuyalım dün kim nerede ne konuştu, ne vaat etti, neler imzaladı.

Almanya Federal Meclisi’nin aldığı karar tamamen siyasi ve dolayısıyla milletlerarası uzlaşmanın

değil daha çok milletlerarası menfaatlerinin gözetildiği bilinmekte. Bunun biliniyor olması ve buna karşı önlem almak yerine kendi milli pozisyonumuzu belirlemiyor olmamız daha vahim bir durumdur.

Siyasetçiler tarafından eyyamcı ve günümüzün pragmatist tutum doğrultusunda sadece tarihi vakalar pazarlık konusu edilmiyor aynı zamanda geleceğimize ve birlikte yaşama mutabakatımıza fiyat biçilmekte.

Ayrıca sosyal medyada dikkatimi çeken çok yanlış reaksiyonlara değinmek istiyorum. “Soykırım yapan ülke bize soykırımcı diyemez” görüşü marazlıdır. Soykırım yapmayan bir ülke “Türkler soykırım yaptı” derse ne yapacağız? Mensubiyetimizden öte hakikatin gereği olduğu için, inadımızdan ziyade inandığımız için duruşumuzu konumlandırmak zorundayız. İftiracılara asırlar boyu malzeme vermekten usanmadık mı? Bırakalım bu hamaset kokan reaksiyonları ve irfan saçan aksiyonlara yönelim.

İfade özgürlüğü kapsamında demokratik hakkımı kullanarak Almanya Federal Meclisi’nin bu siyasi ve tahkiri yüksek olan kararını kınıyor, buna zemin hazırlayan günümüzün Nemrut Mustafaları, Damat Feritleri, Ali Kemalleri, Mustafa Sabrileri tarihimizin vicdanına havale ediyorum!

Fatih Oğuz
02 Haziran 2016-Frankfurt/Main

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

2023 Ülküsüne Mustafa Kemal’ce İman Etmek!

 

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetimizi kuran ruh; inanıyorum
ki 29 Ekim 2023 tarihinde yeniden “liderliğini
cihana ilan edecektir. Kendimizi geliştirerek, memleketin güzel ve mutlu
yarınları için şahsiyetli ve vasıflı birey olmak mecburiyetindeyiz.
Göreceksiniz 29 Ekim 2023 sabahında her Türk evladı doğan güneş ile birlikte
birer Mustafa Kemal olarak doğacaktır. Yeter ki; Türk Gençliği olarak 2023
ülküsüne iman edelim. İman ise amel ile bütünlük kazanır.

Cumhuriyetimizi kuran ruh bu bütünlük içerisinde hareket etmiştir.
Usanmadan, yılmadançalışmak, kalp kırmadan, “ufuk ötesini
görebilmekve kendimizi geliştirmek amelimiz olmalı. Türklüğün varlığını
tahammül edemeyenlerin başımızda bulunmalarından rahatsızlık duyup, yerine
milli şuura sahip kadroların iş başına gelmelerini istiyor isek;
Cumhuriyetimize, ordumuza, milletimizin birliğine bu ruh ile sahip çıkmaktan
başka bir çare yok! Bu ruhun özetini soranlara en güzel cevabıgök yüzünü
gözlerinde barındıranAtatürk vermiştir:

“Bu memleket, dünyanın beklemediği,
asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne
oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın
rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı.
O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela,
korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların
oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu;
Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan
güneştir.” (Mustafa Kemal ATATÜRK)

Ruhun şad olsun Ulu Türk;
Atatürk.

Fatih Oğuz / Frankfurt

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Milli Egemenlik ve Çocuklarımız

Dünyada “Gazi Meclisi” ünvanına sahip tek meclis 23 Nisan 1920 tarihinde faaliyete geçen Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Bu meclisin iki ana karakteri vardır. Biri milli demokrasi olan egemenlik, diğeri çağdaş milletlerin en doğal karakteri hürriyettir.

***

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Milletinin tarihsel ve kültürel süreçte elde ettiği zenginliklerin bir arada toplandığı devasa siyasi potadır.

***

Bu pota, Türkiye’nin dünyaya yansıyan yüzünün izdüşümüdür. Türkiye, uluslararası platformda kendi yerini sadece kendi egemenliği doğrultusunda tayın edeceğinin deklarasyonudur . Meclis aynı zamanda toplumun içinde bulunduğu ahvalı “neye layıksanız öyle yönetilirsiniz” mesajını yansıtarak, sosyal gerçekleri açığa vurmaktadır.

***

23 Nisan 1920 tarihinde faaliyete geçen meclisin kurucu ruhu emperyalist kuvvetleri dize getirmiş, işbirlikçi çeteleri tarumar etmiş ve emperyalistlerin ölü saydığı Türk Milletine milli egemenlik bahşetmiştir.

***

Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi hem mazlum milletlerin, hem de mensubu olduğu Türk Milletinin dünyaya açılan izdüşümünde onuru, haysiyeti, istiklali, barışı, kalkınmayı ve çağdaşlaşmayı temsil etmiştir.

***

Bu nedenle Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde bir Türkiye uluslararası platformdaki yeri yüksek itibar ve onurlu saygınlık düzeyindeydi.

***

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni; ulusal egemenliği ve çocuklarımızla bütünleştiren anlayış acaba nedir?

***

O günlerde tesadüfen denk gelen “Çocuk esirgeme kurumun” kutlama haftası anlatıldığı gibi ne kadar etki faktörü olmuştur?

***

Bu tür naif etkenlerin o kadar etkili olmadığı düşüncesindeyim.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk güçlü bir devletin ancak fikri, fiziki ve tinsel güçlü bir toplum ile ilerleyebileceğini biliyordu.

Atatürk’ün sosyal meselelere ayırdığı araştırma zamanına ve görevlendirdiği araştırma ekiplerine verdiği desteğine bakmamız kafi.

23 Nisan gibi önemli bir tarihin “Çocuklarla” özdeşleştirilmesi geleceğe yönelik inşa projesi olduğu ve herhangi bir kuruma jest konusu olmadığı düşüncesindeyim.

***

Fransız sosyolog Emil Durkhaym şöyle bir tespitte bulunur: ” Sosyal kurumlar birer kalıp, birer nehir yatağıdır; çocuklar ve gençler onun içinde şekillenir, oradan akıp giderler.”

***

23 Nisan 1920 ruhunun sahipleri nasıl bir zaman dilimi içerisinde yaşadılar?

***

O dönemin sosyal kurumları ister madden ister manen ne kadar zayıf düşmüş olursa olsun, o dönemin dış ve iç etkenler (savaşlar, iç isyanlar vb.) ne kadar zalim ve acımasız olursa olsun, o dönemde yaşamaya mahkum olup da, o dönemin olumsuzluklarına mahkum olmayan; inançlı, azimli ve idealist şahsiyetler çok ağır bedeller ödeyerek 23 Nisan 1920 tarihinde meclisi kurdular ve gelecek nesiller bu tür süreçlerden geçmemeleri için aleme ibret olsun diye ulusal egemenlik şiarıyla tapulaştırdılar.

***

Çocuklarımızın içinde bulunduğu kalıplara ve nehir yataklarına bir bakalım. Allah aşkına bir irdeleme yapalım. Toplumun en mikro örneği olan aile biriminden tutun, devletin en üst zirvesine kadar uzatın bu irdelemeyi.

***

Çocuklarımızın, gençlerimizin içinde şekillendiği nehir yatakları akmıyor. Yerinde sayıyor. Yerinde duran nehir kokmaya başlar.

***

Kokan bir nehir yatağında şekil alan çocuklarımız ve gençlerimiz hangi vizyonla, hangi misyon yükümlülüğü ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde etkileyici güç olacak?

***

Gazi Mustafa Kemal çocuklara faşing tarzı bayram armağan etmedi. O, onlara hürriyet, milli egemenlik ve milli kişilik armağan etti. Ancak milli kişiliğin hakim olduğu bir toplum Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kuran ruhu yaşatabilir.

***

23 Nisan ruhunu törpelemeye çalışmak, 23 Nisan etkinliklerini iptal etmek bu meclisin diz çöktürdüğü emperyalistlere, işbirlikçi çetelere “egemenliklerini” bağladıklarının göstergesidir!

***

Kimliğinden uzaklaşan hayat tarzımızı irdeleme dileğiyle.

***

Fatih Oğuz

23 Nisan 2011 / Frankfurt a. Main

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz