Tag Archives: Recep Tayyip Erdoğan

Talat Paşa mahzun, Türk mahzun: 2 Haziran 1921 – 2 Haziran 2016

Almanya Federal Meclisi’nin çıkardığı karar siyasidir. Ve siyaseten alınan kararlar dönem dönem değişime uğrar. Bizler dikkatimizi başka bir yere çekmeliyiz.

İttihat-Terakki Cemiyeti üzerinden hesaplaşma ve pazarlık yapılmak istenilmekte.”İttihat-Terakki Cemiyeti’ne suçu at, kurtul” reçetesini önerenler sadece küresel odaklar mı?

Yıllarca “muhafazakarlık/siyasi ümmetçilik ve “kemalizm” adı altında İttihatçılar için “bu belayı başımıza bunlar saldı” mealinde sözler demediler mi? Bu konuda yüzlerce kitap çıkarıp İttihat ve Terakki’nin öncülerini küçük düşürecek, onları soykırımcı iftiralarıyla sahte belgelerin himayesinde mahkum ederek Türk toplumundan soğutacak yazılar yazmadılar mı?

Bugünümüze dair soruyorum: Birkaç yıl önce “Dersim o dönem yöneticilerin kanlı bir eseri” manasını taşıyan açıklamada bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AKP zihniyetinin; Mustafa Kemal Paşa’yı, Enver Paşa’yı,  Talat Paşa’yı, Cemal Paşa’yı ve daha nice vatan evladını idama mahkum eden İngiliz kontrolünde İstanbul’da kurulan Divan-ı Harp Mahkeme (Divan-ı Harb-i Örfî) heyetinden ne farkı var?

Tunceli’de ve bugün Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizde verilen mücadele 50 yıl sonra karşımıza yeni bir soykırım(!) tasarısı olarak çıkarma çalışmaları var. “1915 çözülmeden Dersim katliamı çözülmez. Dersim katliamına giden yol 1915 Ermeni soykırımından geçiyor” diyerek buna tarihi bir süreç yüklenmekte. Hatta bugünkü PKK teröre meşruiyet kazandırmak için “Kürt sorunu bu sürecin devamıdır. İttihat-Terakki Cemiyeti’nin uzantıları bugün katliama devam ediyor.” ifadelerini kullanıyorlar. Ergenekon-Balyoz davasında İttihat-Terakki Cemiyeti ile ilgili kurulmaya çalışılan bağlantıları hatırlayalım.

Ülkemizde o dönemlerde “açılım” başlığı altında çeşitli kampanyalar başlatıldı. Bunun en bariz örneği Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde Başbakanlık resmi sitesinde yayımladığı “taziye mesajı”. Mesaj halen yerinde duruyor.

Sadece Almanya’da değil dünya kamuoyunda oluşturulan soykırım tablosunun müsebbibilerin başında şehit Talat Paşa’nın şahsında o dönemin milli ahvalına sahip çıkamayan yerli(!) yöneticiler gelmektedir!

“Erivan’a gidip soykırım anıtını ziyaret etmemek Mekke’ye gidip Kabe’yi ziyaret etmemek gibidir” diyenlere Protokol statüsü veren kimlerdi?

Türk hükümetinin temsilcileri defalarca Berlin’e geliyor. Talat Paşa’nın şehit edildiği yeri sembolik namına ziyaret ediyorlar mı?

Talat Paşa’yı katleden cani Tehliryan’ın mahkemesinin 2 Haziran 1921 tarihinde başlaması hasebiyle bu tasarının da 2 Haziran 2016 tarihinde görüşülmesi niye Hükümet yetkililerin veya kamuoyunun dikkatini çekmez?

Tarihi arşivlerinin yanı sıra siyasi arşivlerimizi de açalım. Hep birlikte okuyalım dün kim nerede ne konuştu, ne vaat etti, neler imzaladı.

Almanya Federal Meclisi’nin aldığı karar tamamen siyasi ve dolayısıyla milletlerarası uzlaşmanın

değil daha çok milletlerarası menfaatlerinin gözetildiği bilinmekte. Bunun biliniyor olması ve buna karşı önlem almak yerine kendi milli pozisyonumuzu belirlemiyor olmamız daha vahim bir durumdur.

Siyasetçiler tarafından eyyamcı ve günümüzün pragmatist tutum doğrultusunda sadece tarihi vakalar pazarlık konusu edilmiyor aynı zamanda geleceğimize ve birlikte yaşama mutabakatımıza fiyat biçilmekte.

Ayrıca sosyal medyada dikkatimi çeken çok yanlış reaksiyonlara değinmek istiyorum. “Soykırım yapan ülke bize soykırımcı diyemez” görüşü marazlıdır. Soykırım yapmayan bir ülke “Türkler soykırım yaptı” derse ne yapacağız? Mensubiyetimizden öte hakikatin gereği olduğu için, inadımızdan ziyade inandığımız için duruşumuzu konumlandırmak zorundayız. İftiracılara asırlar boyu malzeme vermekten usanmadık mı? Bırakalım bu hamaset kokan reaksiyonları ve irfan saçan aksiyonlara yönelim.

İfade özgürlüğü kapsamında demokratik hakkımı kullanarak Almanya Federal Meclisi’nin bu siyasi ve tahkiri yüksek olan kararını kınıyor, buna zemin hazırlayan günümüzün Nemrut Mustafaları, Damat Feritleri, Ali Kemalleri, Mustafa Sabrileri tarihimizin vicdanına havale ediyorum!

Fatih Oğuz
02 Haziran 2016-Frankfurt/Main

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

AKP’nin Dış Politikası ve Sıkıştırılmış Türkiye (Fatih Oğuz)

image

 

 

 

 

Almanya’nın en önemli günlük gazete, Liberal-Muhafazakar bir profile sahip olan Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) redaktörü Rainer Hermann 19 Şubat 2016 tarihinde “Sıkıştırılmış Türkiye” (Bedrängte Türkei) başlıklı bir yazı yayınladı.

Yazının içeriği Erdoğan yönetiminde Türkiye’nin kısa bir zaman içerisinde uğradığı değişime değinmekte. Hatta Türkiye’de yaşanan değişimin dünyadaki dramatik değişimi resimleyen örnek olduğunu belirtir.

“Komşularıyla barışçı ilişkiler kuran, ülkenin Kürt azınlığı(!) ile helalleşmesi için yakın adımlar atan, yükselişe geçen ekonomiden ve altın yıllardan eser kalmadı” diyen Hermann Türkiye’nin günümüzün büyük iki kriz (Suriye’de yaşanan savaş ve sığınmacı göçü) nedeniyle kilit ülke olmasına rağmen stabil olmadığını ifade eder.

Üstelik Rusya ile yaşanan uçak düşürme krizini Putin bahane ederek Suriye’deki müteffiklerine güç desteği sağladığını, ekonomik sanksiyon uyguladığını, Türkiye’nin Suriye üzerindeki nüfuz etkisini kaybettirecek adımlar attığını ve Türkiye’yi Suriye’ye askeri hareket yönlendirmesi konusunda tahrikkar davrandığını yazar.

Türkiye’nin bu sıkıştırılmış durumda güvenebileceği bir partnere ihtiyacı olduğunu ve bunun ancak Avrupa Birliği olabileceğini söyler. Her iki güç odağı için sığınmacıları Avrupa ülkelerine para karşılığında sızdırmaya çalışan çetelere karşı önlem alınması ortak menfaatler noktasında önem taşıyor.
İşte Hermann’ın yazısının bamteli tespiti bundan sonra gelir.

Erdoğan ve Davutoğlu arasında Avrupa Birliği konusunda aynı düşünce taşımadığını ima eder. Hatta “bu konuda aynı ipten birlikte çekmezler”. Davutoğlu’nun Avrupa Birliğine yakın bir politika takip ettiğini ve “keyfi hükmeden” Erdoğan’ın Avrupa Birliğine güvenmediğini; lakin ikisinin arasında güç/yetki kavgası devreye girmediğini, ki; olasılık bir kavgayı Davutoğlu’nun kaybedeceğini ama Türkiye’nin çapaya da ihtiyaç duyduğunu ve bunun ancak Avrupa Birliği olabileceğini söyler. AB kriterlerin sayesinde “Türkiye’de eşi görülmemiş demokratikleşme(!)” yaşandığını örnek olarak verir.

Hermann ayrıca Türkiye’nin kararsız olduğunu, Ankara’da yaşanan bombalı saldırıyı hangi terör örgütü tarafından yapıldığı konusunda belirsiz olmasına karşılık terörün bu kadar büyük bir boyutuyla tarihinde hiçbir zaman karşı karşıya kalmadığını söyler.
Yaşanan bu sıkıntılara AKP hükümetinin uyguladığı yanlış politikalar neden olduğunu söylemekle birlikte aynı zaman da Almanya’nın öncülüğünde Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi bu durumdan çıkarmak için yardımcı olması gerektiğini yazar.

Ankara ile Brüksel ilişkilerinde güvensizlik yaşandığı Erdoğan ile AB Komisyonu Başkanı Juncker arasında geçen diyalogtan belli olduğunu ama Türkiye’nin ve Avrupa Birliği’nin bugünlerde aynı gemide bulundukları için birbirine güven/ihtiyaç duyması gerektiğini söyleyerek yazısına son verir.

“Ortadoğu’da bizden habersiz yaprak kıpırdamaz”, “en kısa zamanda Emevi camisinde namaz kılacağız” tarzında beylik laflar kime korku veya cazibe katmıştır bilemem ama “Sıkıştırılan Türkiye” görüntüsüne ön ayak olduğu malum. Türklük ekseninden uzak bir Türkiye siyaseti her alanda millet olarak bizi mağdur eder ama bunun en büyük bedelini dış politikada ödemek zorunda kalabileceğimizi bilmek zorundayız. Türklük şuurundan mahrum yöneticiler yüzünden sahip olduğumuz “sıkıştırılan” bir Türkiye görüntüsünden kurtulmanın yolu Türklük şuuruyla donatılmış siyaset felsefesine sahip Türk milliyetçilerin demokratik iktidara getirilmesi olacaktır.

Fatih OĞUZ – 23 Şubat 2016 Frankfurt/Main

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

„PAYIMIZI VEREN YAŞAYACAK, VERMEYEN ÖLECEK …” (Fatih Oğuz)

(Bu yazı 7 Haziran 2015 tarihinde gerçekleşen Genel Seçimleri öncesi yazılmıştır.)
İlber Ortaylı “Türklerin Tarihi” isimli son kitabında “coğrafya, itaat edilmesi gereken amir ve temel bir kategoridir[1] der. Coğrafya, milletlerarası mücadelelere kimlik veren en önemli etkenlerin başında gelir. Coğrafyalar bir milletin, bir topluluğun, bir medeniyetin koordinatlarını ana bellek gibi muhafaza eden ve yeri geldiğinde bilişim yazılımı gibi gelişmelerin kapsamında düzeni veya sistemi güncelleyen konumundadır.
Türkiye coğrafyası “medeniyetler beşiği” olarak dünya kamuoyu tarafından kabul görülür.
Semâvî dinlerin, uygarlığın, ticaretin, siyasetin, felsefenin ve sanatın dağılım merkezi olan bu coğrafya yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle birlikte tarihi hazinesinde dünyanın yaratılışını barındırmaktadır.
Dolaysıyla her milletin, her topluluğun gözü de, gönlü de, aklı da Türkiye diye adlandırılan coğrafyadadır.
Bu coğrafya cihan hakimiyetin anahtarı, nişanı ve de tapusu gibidir.
Türk milleti bu coğrafyada, 1000 yıllık gibi bir zaman dilimi içerisinde (Tarih Bilimi için bu zaman dilimi pek uzun sayılmaz) İmparatorluklar, Beylikler ve Cumhuriyet yönetiminde Devlet kurarak “Türk egemenliği” oluşturdu.
1000 yıllık milli bilinçimiz ve milli birikimiz göstermiştir ki; bu coğrafyada gelişen her olay hiçbir zaman tesadüf değildir.
TÜRKİYE, TÜRKLERE BIRAKILAMAYACAK KADAR ÖNEMLİ VE ZENGİN BİR ÜLKEDİR
Elbette bu anlattıklarım bir çoğumuz tarafından en teferruatlı derecede bilinmekte. Lakin gündelik streslerin içerisinde boğulan fertler, algı manipülasyonuna maruz kalan toplumlar, yapay ve kurgulanmış kamuoyu nedeniyle milli hafızamız, kamu ruhumuz gölgelenmektedir.
Milli hafızamızı, kamu ruhumuzu harekete geçirebilmemiz için tarihte gelişen olayların senkronizasyonuna hakim olmakla birlikte bugünümüze uzanan gelişmelerin merkezine “sebep-sonuç” ilişkisini oturtmalıyız.
Yaşam alanı bakımından Avrasya olup, dinî ve “idea of Empire” açıdan aidiyat köklerinin Ortadoğu’ya, Anadolu’ya uzanan toplulukların ortak kanaatı “Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar önemli ve zengin bir ülkedir” türünden olduğu defalarca mecmualarda, canlı yayınlarda ve gazete köşelerinde dile getirilmiştir.
 Papa Fransuva Vatikan’da yaptığı sözde Ermeni soykırım ile ilgili açıklaması[2] bahsedilen “Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar önemli ve zengin bir ülkedir” görüşünün bir parçasıdır. Papa Fransuva, Türk milletinin ve Türkiye coğrafyasının dünü, bugünü ve yarını ile ilgili “mutlak bir hesabın” içerisinde olduğunu göstermiştir.
Papa’nın “20. Asrın ilk soykırımı Ermeni Jenosidi” açıklaması ardından Avrupa Parlamentosu üç gün sonra bağlayıcı nitelik taşımayan ve tutum beyanı niteliğinde olan sözde Ermeni soykırımına dair karar tasarısını oy çokluğuyla kabul etti[3].
Papa’nın açıklaması ve AP kararı beraberinde yankılar getirdi. Kimi destekledi, kimi de kınamış gibi yapıp aslında “gelin bu işin ortasını bulalım” diye “ortak acı”nın mimarlığına soyundu.
 “Ortak acı” sektörünü oluşturan AKP iktidarı Ermeni diasporanın elini güçlendirecek adımlar atmaktadır.
Bu iki yüzlü ve teslimiyetçi zihniyetin gerçek yüzünü bir kaç örnek ile açığa çıkarmaya çalışacağım.
Papa Fransuva’nın son Türkiye ziyareti nedeniyle “Papa’yla bir çok konuda aynı düşünüyoruz”[4] diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve 12 Şubat 2015[5] tarihinde gayrimüslim kanaat önderleriyle yaptığı görüşmede “Ermeni diasporası, düşman diaspora değil, bizim diasporamız” diyen Başbaşkan Ahmet Davutoğlu Avrupa Parlamentosunun kararında referans teşkil ettiler.
 AP’nin 8 maddelik kararının 3’üncü maddesinde aynen şöyle yazılmaktadır:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun taziye içeren ve Osmanlı Ermenilerine yönelik zulümleri tanıyan açıklamaları doğru yönde atılmış bir adım olarak değerlendiriliyor.”[6]
Bu da nerden çıktı? diye soracak olanlar bir zahmet buyurup Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık resmi sayfasına girerek 23 Nisan 2014[7] tarihinde o dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ermeni diasporanın “Ermeni Jenosit” adına bayraklaştırdığı “24 Nisan 1915” tarihine binaen taziyesini okuyabilir.
Ermeni diasporasının “24 Nisan 1915” ile ilgili iddiaları, teorileri veya talepleri olabilir. Lakin, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı “24 Nisan 1915” tarihiyle ilgili taziyelerde bulunuyorsa bize ancak “herkes fıtratına uygun davranıyor” demek düşüyor.
Derin meseleler ve önemli konular o kadar birbiriyle karıştırılıyor ki; Türk milletinin dününü, bugününü ve geleceğini pervarsızca harcamaya çalıştıklarını görebiliyoruz. Başbakan Ahmet Davutoğlu yapmacık ve sahte bir tepki ile Ermeni diasporasına ateş püskürdüdüğünü göstermek için 21 Nisan 2015[8] tarihinde “Başbakan Özel” isimli televizyon programında şu açıklamalarda bulundu: “Ermeni diasporası zengin sayılabilir; ancak Ermenistan neden fakir? Yahudi diasporası bu konuda İsrail’i de zenginleştirmişlerdir.”
Sayın Davutoğlu Yahudi diasporası ve İsrail benzetmesinde bulunurken Nürnberg Uluslararası Askerî Ceza mahkemesi öncesi ve sonrası diye açıklık getirmemesi şahsım tarafından iyimserlikle karşılamam mümkün değildir.
“Soykırım”, “Jenosit” veya “Holokost” gibi tanımlamalar hukuki karaktere sahip olmasına rağmen Ahmet Davutoğlu’nun “Yahudi diasporası-İsrail” benzetmesinde bulunuyor olması gün ışığına çıkarılmayan Ermeni diasporanın ve destek veren emperyalist odakların kurduğu müzakere masalarında verilen tavizlerin ve imzalanan protokollerin varlığı hakkındaki süphelerimi kuvvetlendirmektedir.
Davutoğlu’nun “Tehcir insanlık suçudur”[9] sözü ileriye dönük hangi hukuksal bedellerin müsebbibi olacağını bilmiyor olması mümkün değildir.
Davutoğlu istediği kadar “24 Nisan 2015” tarihinde Çanakkale anmasına özel anlam yüklenmemesi gerektiğini söylesin, bir dönem kendisinin de başında bulunduğu Dış İşleri Bakanlığına bağlı Türkiye Cumhuriyeti Avustralya Büyükelçiliğinin hazırladığı takvim ajandasının Nisan bölümünün 24’üncü gününe rast gelen resim (orta sağ) “özel anlamı” fazlasıyla gösteriyor:

7c9ee4df9a9d66378f38a900c2d23f0d

Resim kolajında Çanakkale’de düzenlenen Anzak anmalarını gösteren resimlerin arasında Erivan’da bulunan sözde Ermeni Soykırım anıtı etrafında yapılan töreni gösteren bir resim mevcut.
Türk milletinin zekasıyla oynamaya çalışmak en sevdikleri hobi olsa gerek.
Muğlak cümleler kurup Türk milletini gerçeklerden uzak tutmaya çalışanlardan biri de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tır. 20 Nisan 2015 tarihinde “Bilerek, kasıtlı ve isteyerek soykırım yapmadık”[10] diye bir cümle kullanan Arınç’a tersten bir soru soralım: O zaman bilmeyerek, kasıtsız ve istemeyerek soykırım mı yaptık!?
YÜZYILLIK TAZİYE VE NE OLDUYSA DEVLETİN HATALARI YÜZÜNDEN OLDU
Ermeni diasporayla birlikte aynı frekansı kullanan sadece AKP’nin yönetici kadrosu değil aynı zamanda bir dönem veya halen başta Recep Tayyip Erdoğan’a ve AKP’ye yakın kalemşorlardır.
Cengiz Çandar dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte “Ermenistan-Türkiye milli maç” bahanesiyle Ermenistan’a gidenlerden biri.  Çandar 7 Eylül 2008 tarihli “Erivan’da Ararat’ı seyrederken…” başlıklı yazısında şunları söylemekte: “Erivan’a gelipte, hangi milletten ya da düşünceden olursanız olun, 1967 yılında yapılmış olan Soykırım Anıtı’na ve yanıbaşındaki müzeyi görmeye gitmemek, Mekke’ye gidip Kabe’yi görmeden dönmek gibi bir şey.”[11]
Türk Bayrağı’nın adı değiştirilsin diyen, Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in “Milli Şehit” ilan edilmesinden rahatsızlık duyan Hilal Kaplan isminde şahıs 25 Nisan 2014 tarihinde kaleme aldığı “Yüzyıllık taziye” başlıklı yazısında şunlar yazmaktadır: “24 Nisan 1915’te başlatılan İttihatçı operasyon İslâm hukuku açısından zulümdür; (…) Bu günah önce İttihatçıların, sonra onlarla işbirliği yapanların sonra da bu zulme ses çıkarmayanların üzerinedir. Çünkü 24 Nisan 1915’te başlayan süreçte ‘Hak’ ayaklar altına alınmıştır.”[12]
Özellikle biri var ki; Tayyip Erdoğan’a “Reis”, “abi” diye hitap eden ve hatta canlı bir televizyon programında “Artık hayal edemiyorum çünkü ben hayal etmeden siz yapmış oluyorsunuz” diyecek kadar Tayyip Erdoğan’a duyduğu hayranlığını dile getiren Hakan Albayrak 24 Nisan 2013 tarihli “Ermenilerden özür dilemeliyiz” başlıklı yazısında neler hayal ediyormuş bir okuyalım: “Bugün 24 Nisan. Ermeni hemşerilerimizin matem günü. 1915’te yaşanan vahşeti acıyla andıkları gün. (…) Tarihimizde rezil bir sayfadır bu. Keşke yırtıp atabilsek. Yırtıp atamayız, ama altına şöyle bir şerh düşebiliriz: O akıl almaz zulmü işleyenlerin torunları Ermenilerden özür dileyerek redd-i miras eylediler. (…) 6-7 Eylül olaylarında barbar Kemalist kitlelerin derin devlet kaynaklı terörü yüzünden İstanbul’u terk etmek zorunda kalan Rumlardan ve öldürülen Rumların çocuklarından, torunlarından da özür dileyelim, onlara da tazminat ödeyelim. Tabii, varlık vergisi terörünün kurbanlarını da unutmamalıyız. Bir de, aslında hepsinden evvel, PKK meselesinde hayatını kaybeden 30 ilâ 40 bin vatandaşımız için özür dileyip, hiçbir ayrım yapmadan, kimin hangi tarafta öldüğünü bakmadan, “Ne olduysa devletin hataları yüzünden oldu” diyerek, istisnasız bütün maktullerin ailelerine tazminat ödemeli devlet.”[13]
Davutoğlu’nun “bizim diasporamız” dediği Ermeni diasporasının temelinde terör yöntemi kullanan katiller çetesi mevcuttur. Yazımın başlığı olarak kullandığım “payımızı veren yaşayacak, vermeyen ölecek…” cümlesini Yazar Ahmet Şafak’ın polisiye romanı olan “Kurt 2015” kitabında okudum. Romanda bu cümlenin kaynağı şu şekilde anlatılmakta: “Bir Ermeni bilim adamının folklorla ilgili araştırmasını içeren makale işte ellerinin arasında duruyordu. (…) Bir tekerleme. 1910’lu yıllarda, Van civarındaki Ermeni çocuklarının kullandığı bir tekerleme. Bazı özel günlerde, kapı kapı gezip harçlık ya da benzeri şeyler isteyen çocuklar, kendilerine bir şey vermeyen komşularına böyle tepki gösterirlermiş.”[14]
“Payımızı veren yaşayacak, vermeyen ölecek…” tekerlemesi Türk milletinin varlığına göz dikmiş, Türkiye coğrafyasını parçalamak için her türlü terör örgütüyle işbirliği yapan Ermeni diasporasının ruh halini çok net anlatan en güzel örnektir.
FRANSA’DA ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI İFTİRADIR DİYEBİLMEK
Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ahmet Davutoğlu’nun ve AKP’nin yönetici ve propaganda kadrosunun Türkiye coğrafyasından Türk’ün adını silmek isteyenlerle, Türk’ün egemenliğine son vermek isteyenlerle işbirliğini sadece “Ermeni diasporası” örneği ile net görebiliriz.
Papa’nın veya AP’nin açıklamaları, Türkiye’mizi ve Türk milletini yönettiğini düşünen işbirlikçiler kadar zarar veremezler.
Buna karşılık, Türk milletine karşılıksız bir sevgi ile dünyaya olan bakışını Türkçe kodlarla şekillendiren, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin Lideri Sayın Devlet Bahçeli Fransa’da 7 Nisan 2012 tarihinde kamuoyuna şu şekilde seslendi:
“Ankara’da ne diyorsam Fransa’dan bir kez daha kararlı bir şekilde aynısını dile getiriyorum: Ermeni soykırım sözleri iftiradır, boştur, hüsnü kuruntudur ve temelsizdir.”[15]
Bir tarafta Ankara’da Ermeni diasporasına “taziye mesajı” ileten Tayyip Erdoğan ve AKP kadrosu, bir diğer tarafta Ermeni diasporasının en güçlü olduğu Fransa’da “Ermeni soykırım sözleri iftiradır” diyebilen Milliyetçi-Ülkücü Hareketin Lideri Sayın Devlet Bahçeli.
Tarihin hiçbir döneminde insanlık suçu işlemeyen, mazluma ve mağdura sahip çıkmak adına kendi varlığını feda edecek erdemi gösteren, Ermenileri, Arapları, Yahudileri, Gürcüleri, Rumları kendi sofrasını, safını ve sırtını paylaşan Türk milletini sanık sandalyesine oturtmalarına razı mı geleceğiz?
Tarihine vurulduğumuz, varlığına tutulduğumuz büyük Türk milleti; bu gidişattan rahatsızlık duyuyorsan o zaman Ankara’da ne diyorsa Tunceli’de, Diyarbakır’da, Yozgat’ta, Fransa’da, Almanya’da aynısını dile getiren Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve Milliyetçi kadroyu 7 Haziran 2015 tarihinde iktidara ulaştırmalısın.
Hürriyet için, gelecek için, Vatan için elini vicdanına koymalısın.
Fatih Oğuz
23 Nisan 2015 / Frankfurt-Main
[1] Türklerin Tarihi, İlber Ortaylı, Sf. 25
[2] Papst spricht von Armenier-“Genozid” http://www.tagesschau.de
[3] AP’den Türkiye’ye: ‘Soykırım’ı tanı http://www.hurriyet.com.tr/dunya/28737346.asp
[4] Erdoğan: ”Papa’yla bir çok konuda aynı düşünüyoruz” https://www.youtube.com/watch?v=cikhBQUVlGE
[5] Başbakan’dan gayrimüslimlere: Ermeni diasporası, bizim diasporamız http://www.haberturk.com/gundem/haber/1042542-basbakan-ahmet-davutoglu-gayrimuslim-kanaat-onderleriyle-bulustu-ermeni-diasporasi-bizim-diasporamiz
[6] AP’den Türkiye’ye: ‘Soykırım’ı tanı http://www.hurriyet.com.tr/dunya/28737346.asp
[7] Sayın Başbakanımızın 1915 olaylarına ilişkin mesajı http://www.basbakanlik.gov.tr/Forms/_Article/pg_Article.aspx?Id=974ccd3b-fb77-499a-ab6a-7c5d2a1e79c9
[8] Davutoğlu diasporaya ateş püskürdü http://m.internethaber.com/News.aspx?q=782777
[9] Başbakan Ahmet Davutoğlu: “Tehcir insanlık suçudur’ dedim” http://www.cnnturk.com/turkiye/basbakan-ahmet-davutoglu-tehcir-insanlik-sucudur-dedim
[10] Arınç: Bilerek, kasıtla ve isteyerek soykırım yapmadık http://www.cnnturk.com/turkiye/arinc-bilerek-kasitla-ve-isteyerek-soykirim-yapmadik
[11] Erivan’da Ararat’ı seyrederken… 7 Eylül 2008, Referans Gazetesi Cengiz Çandar
[12] Yüzyıllık taziye, 25 Nisan 2014, Yeni Şafak, Hilal Kaplan
[13] Ermenilerden özür dilemeliyiz, 24 Nisan 2013, Star Gazetesi, Hakan Albayrak
[14] Kurt 2015, Küsena Yayınları, Ahmet Şafak, Sf. 80 ve 82
[15] MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Fransa Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’nun
10. Büyük Kurultayı 7 Nisan 2012 http://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/1958/mhp/Fransa_Demokratik_Ulkucu_Turk_Dernekleri_Federasyonu_nun_10_Buyuk_Kurultayinda_Yapmis_Olduklari_Konusma_Metni_.html

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz