Tag Archives: Şiir

Frankfurt karakolunda kahve var … Fatih OĞUZ

800px-ffm-hauptwache-1760

“Hauptwache”* kafeteryası.
Bir zaman Frankfurt’un karakolu olan bu mekana
İnsanlar zorla getirilirdi.
Bodrum katında insanlar gözaltında tutulurdu.
Sorguya gelen polislerin ayak sesleri ürkütürdü.
“Suçsuzum” diye inleyen;
“Hiç mi vicdanınız yok!?” diye bağıran sorgu mağdurları.
Küf kokan duvarlardan sızan zatürre organlara siniyor.
“Hauptwache” kafeteryası.
Şimdi bodrum katında enfes yemekler, pastalar hazırlanıyor.
Bakımlı garsonların hızlı adımları tempo tutar koridorlarda.
Kahvenin ve taze nane çayının uyuşturan aroması yükseliyor.
İnsanlar buraya kendi isteğiyle geliyor.
Kahkahalar, iş günü yorgunluğun verdiği üflemeler püflemeler;
Battaniyelere sarılmış insanlar.
“Hauptwache” kafeteryası.
Herkes hesabını zamanın gereksinimine göre ödedikten sonra
Bu mekandan ayrılır … Ama hatıralar güvercin olarak geride kalır …

Fatih Oğuz
01 Ocak 2017 Frankfurt/Main

*Hauptwache almancada karakol demek. Ve şuan Frankfurt’un şehir merkezinde kafeterya olarak işletiliyor.

Fotoğrafın kaynağı: Von Christian Georg Schütz d. Ä.; Hochgeladen von David Liuzzo – FfM Hist. Museum, Gemeinfrei, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=8623014

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Frankfurt´un sabah güneşi … (Fatih OĞUZ)

Frankfurt’un sabah güneşi herkese eşit doğar,
Herkes eşit karşılayamaz sabahın güneşini.
Barksız kalanlar için kahrolası yeni bir gün,
Barklı olanlara her zamanki gibi bir gün;
Her ikisinin arasında kalan için ahiretten
Ödünç aldığı bir gün.
Mert olana ayrıcalıklı açmaz bahar çiçeği.
Namerde had bildirmez gök gürültüsü.
Uykusuzluk kiminin vicdan azabı,
Kiminin de vefa iadesi.
Güneşe minnet eylemeyeceksin,
Çünkü ay fena incinir.
Güneşli havada kahpenin düğünü olur,
Karanlık gecelerde yiğidin yası tutulur.
Frankfurt’un sabahında yeni doğumlar değil
Bayat ölümler gün görür … 26 Mart 2016 – 05:51

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Ruhu şad olur mu ölümün …? (Fatih OĞUZ)

Bir demet şiir topladım apakayım,
Bağban Dilaver,
Son durak Cebeci.
Nerede yatar ittihatçı Nazım?
Kimsesizlerin mezarlığına bir demet şiir koysam,
Ruhu şad olur mu Filibeli Hilmi’nin?
Bir demet hasret topladım konçuyum,
Bağban Atsız,
Son durak “Nihal” (sürgün anlamında).
Nerede kurulur büyük mahkeme?
Ok atamayanların mezarına bir demet hasret koysam,
Ruhu şad olur mu Pusat’ın?
Bir demet kır çiçeği topladım ruhum,
Bağban Enver,
Son durak “İsmail” (kurban oluş).
Nerede düşlenir güzel Turan?
Bıyıkları törpelenmeyenlerin mezarına bir demet kır çiçeği koysam
Ruhu şad olur mu hürriyetinin?
Bir demet hayat topladım kadınım,
Bağban sevda,
Son durak kavga.
Nerede vurulur doğmamış çocuklar?
Umudun kabrine bir demet hayat koysam,
Ruhu şad olur mu ölümün?

Fatih Oğuz
25 Mart 2016 / Frankfurt-Main

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Velhasıl; vasıl … (Fatih Oğuz)

Adım atmadığım beldeye,

Hasret çekmenin

Yaşam sevinci doluyor satırlarımda.

Toprağına saplayamadığım hayaller

Şimdi gerçekleri gömüyor beton yığınlara.

Suskunluğum dostu gömüyor

Ve beton yığınların arasından kalabalıklar bitiyor

Deniz sahilinde çiçek kamuflajında yalnızlık derleniyor ..

09 Nisan 2016

 

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Berlin Caddesinde Sigara Tüten Efkar (Fatih Oğuz)

Bu göğün altında kaç nefes tüketmişim bu zamana kadar?

Kaç bakış düşürmüşüm Berlin’in asfaltlı yollarına, kaç defa el uzattım memleket havasına?

Sigara ile mi efkar dağıtırdık, yoksa sigara mı bizimle efkarlanırdı?

Yüzümüze konuk olan tebessüm cemre gibidir. Düşer ve biter. Gerisi sonbahar mevsimi.

Sevdiğinin nazlı başından düşen saç telin inceliğinde bir hayat sürmenin endişesi,

Taşıyor yüreğimde her dem.

Dilimde pus tutan sözcükler,

Daha ne zamana kadar dizginleyeceğim?

Bileklerimize vurduğumuz sabır neşterini şimşek yalar,

Göğün altında tükettiğim sayısız nefesler yağmur olarak yüzüme düşer.

Gözümde büyüttüklerime haksızlık ediyormuşum meğer;

Ateş düştüğü yeri yakar, ayaz zemheri değdiği yeri keser.

Mavi düşlere dadanan mor pembeli safsatalar,

Bozkır menşeili yeminlere gölge gibi dalaşan paslı kapı gıcırtısından farksız,

Mide notalı hikayeler …

Duvar dibinde biten ot,

Güneşe söver.

Sokak kaldırımında ürüyen it,

Kemirilen kemiğe iştahlanır.

Sıcak köşelerinde yeni binek arayan bit;

Yağlı derilerin derdine düşer.

Ve onurlu adamların vaktine; tükettiği nefesini saymak düşer.

Kimi payıyla paylanır … Kimi de başkaların derdiyle “para”lanır.

Asfaltlı yollara düşürdüğümüz bakışlar plastik kadar direnir evrene.

Evrenin kirini bakışlarımız temizleyecektir … Ama biz çoktan gitmiş olacağız;

Ve nefeslerimiz bu sefer üzerimizdeki toprağı ıslatacaktır.

Büyük Efendi Talat Paşa’nın puslu hayalinde sigaram halen tütüyor olacak …

Fatih Oğuz
25 Mart 2016 Frankfurt / Main

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Doğan Dolunaya (J.W.von Goethe)

Beni birazdan terk mi edeceksin?
Anımda çok yakındın ya!
Bulutlar örtecek seni lakin,
Ve işte yoksun artık güya.

Yalnız hissedersin, kederliliğimi,
Kenarın yıldız gibi parlıyor aha!
Kanıtlıyorsun bana sevildiğimi,
Olsa da Aşkım çok uzaklarda.

Hadi git! Işılda daha da ışıltılı,
Tertemiz yolda dolu dolu ihtişamla!
Atsa da kalbim acıklı hızlı hızlı,
Mutludur Gece, Sabah Akşamla.

Dornburg 25.8.1828
Çeviri: Musa Aksoy

Yorum bırakın

Filed under J.W. von Goethe

Ana Dili (Bahtiyar Vahapzade)

Dil açanda ilk defe ‘ana’ söyleyirik biz
‘Ana dili’ adlanır bizim ilk dersliyimiz
İlk mahnımız laylanı anamız öz südüyle
İçirir ruhumuza bu dilde gile-gile.

Bu dil – bizim ruhumuz, eşgimiz, canımızdır,
Bu dil – birbirimizle ehdi-peymanımızdır.
Bu dil – tanıtmış bize bu dünyada her şeyi
Bu dil – ecdadımızın bize qoyup getdiyi
En qiymetli mirasdır, onu gözlerimiz tek
Qoruyub, nesillere biz de hediyye verek.

Bizim uca dağların sonsuz ezemetinden,
Yatağına sığmayan çayların hiddetinden,
Bu torpağdan, bu yerden,
Elin bağrından qopan yanığlı neğmelerden,
Güllerin renglerinden, çiçeklerin iyinden,
Mil düzünün, Muğanın sonsuz genişliyinden,
Ağ saçlı babaların eqlinden, kâmalından,
Düşmen üstüne cuman o qıratın nalından
Qopan sesden yarandın.
Sen xalqımın aldığı ilk nefesden yarandın.

Ana dilim, sendedir xalqın eqli, hikmeti,
Ereb oğlu Mecnunun derdi sende dil açmış.
Üreklere yol açan Füzulinin sen’eti,
Ey dilim, qüdretinle dünyalara yol açmış.
Sende menim xalqımın qehremanlıqla dolu
Tarixi varaqlanır.

Sende neçe min illik menim medeniyyetim
Şan-şöhretim saxlanır.
Menim adım, sanımsan,
Namusum, vicdanımsan!

Ey öz doğma dilinde danışmağı
Ar bir elen fasonlu edebazlar
Oxşamır ruhunuzu qoşmalar, telli sazlarʔ!
Bunlar qoy mənim olsun.
Ancaq vətən çörəyi sizlərə qənim olsun!

Yorum bırakın

Filed under Bahtiyar Vahapzade

Yar Kasidi (Şehriyar)

Sen yarımın gasidisen
eyleş, sene çay démişem.

xıyalını gönderipdi
bes ki men ax-vay demişem.

ax! géceler yatmamışam
men sene lay-lay démişem.

sen yatalı men gozume
ulduzları say demısem

herkes sene ulduz déye
özüm sene ay démişem.

senden sonra heyata men
şirindise, zay démişem.

her gözelden bir gül alıp
sen gözele pay démişem.

senin gün tek batmağıvı
ay batana tay démişem.

indi yaya qış déyirem
sabıg qışa yay démişem.

gáh toyuvu yada salıp
men deli nay-nay démişem.

sonra yéne yaşa batıp
ağları hay-hay démişem.

etek dolu derya kimi
göz yaşima çay démişem.

ömre süren men qara gün
ax démişem, vay démişem.

Yorum bırakın

Filed under Şehriyar

Nerde kaldı o anlar ki, Analar kurt doğururdu … Arif Nihat Asya

Nerde kaldı o anlar (çağlar) ki,

Analar kurt doğururdu,

Hilkat insan çamurunu

Destanlarla yoğururdu.

Nerde o yiğitler ki gür

Sesleri ülkeyi bürür,

“Yürü!” dese dağlar yürür,

“Dur!” dese kalpler dururdu?

Yurda, baş dedikleri bir

Ağır adakla geldiler

Ve şu bayraksız dünyaya,

Bayrakla geldiler.

Kopardılar ayı gökten,

Bir ipek dala astılar…

Yurt dediler, gölgesine

Ayaklarını bastılar.

Yeryüzünün göbeğinde

Kuruldu Kurultayları…

Günleri sönmek bilmedi,

Yere düşmedi ayları.

Onlardan kaldı bu toprak…

Biz gezip tozmayalım mı?

Yabanlar kıskanır diye

Destan da yazmayalım mı?

Benim, dedemle yan yana

Yazılı kalacak adım…

Yıldızların söneceği

Güne yıldızlar sakladım.

 

Arif Nihat ASYA

Yorum bırakın

Filed under Arif Nihat Asya

Pir Ali’m

 

Rahata koymaz beni halim.

Masumların yarasını oyar zalim.

İntizar yükselir arş-ı alaya.

İmdadıma yetişir Pir Ali’m.

***

İlim dergahında rahlesiyim.

İlim kelamında imlasıyım.

Aklım şaşar bilge deryasında.

Kaptanım olur Pir Ali’m.

***

Erler halkasına katıldım.

Mazlumların umudu; arslanım.

Korkuya düştüğünde yürekler,

Korkuyu boğar Pir Ali’m.

***

Turna işvesiyle semaha geçtim.

Dost ocağında dem tuttum.

Vuslata eriştim vadem doldu.

Beni bekler Pir Ali’m.

***

Fatih Oğuz

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz