Tag Archives: Türkçe

Ana Dili (Bahtiyar Vahapzade)

Dil açanda ilk defe ‘ana’ söyleyirik biz
‘Ana dili’ adlanır bizim ilk dersliyimiz
İlk mahnımız laylanı anamız öz südüyle
İçirir ruhumuza bu dilde gile-gile.

Bu dil – bizim ruhumuz, eşgimiz, canımızdır,
Bu dil – birbirimizle ehdi-peymanımızdır.
Bu dil – tanıtmış bize bu dünyada her şeyi
Bu dil – ecdadımızın bize qoyup getdiyi
En qiymetli mirasdır, onu gözlerimiz tek
Qoruyub, nesillere biz de hediyye verek.

Bizim uca dağların sonsuz ezemetinden,
Yatağına sığmayan çayların hiddetinden,
Bu torpağdan, bu yerden,
Elin bağrından qopan yanığlı neğmelerden,
Güllerin renglerinden, çiçeklerin iyinden,
Mil düzünün, Muğanın sonsuz genişliyinden,
Ağ saçlı babaların eqlinden, kâmalından,
Düşmen üstüne cuman o qıratın nalından
Qopan sesden yarandın.
Sen xalqımın aldığı ilk nefesden yarandın.

Ana dilim, sendedir xalqın eqli, hikmeti,
Ereb oğlu Mecnunun derdi sende dil açmış.
Üreklere yol açan Füzulinin sen’eti,
Ey dilim, qüdretinle dünyalara yol açmış.
Sende menim xalqımın qehremanlıqla dolu
Tarixi varaqlanır.

Sende neçe min illik menim medeniyyetim
Şan-şöhretim saxlanır.
Menim adım, sanımsan,
Namusum, vicdanımsan!

Ey öz doğma dilinde danışmağı
Ar bir elen fasonlu edebazlar
Oxşamır ruhunuzu qoşmalar, telli sazlarʔ!
Bunlar qoy mənim olsun.
Ancaq vətən çörəyi sizlərə qənim olsun!

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Bahtiyar Vahapzade

Köşe – Nihad Sâmi Banarlı

Bizim dil hengâmemizde işlenen suç, Türkçeyi yalnız Türkiye topraklarında dokuz asır işlenmiş bir dil olmaktan kopararak fakir bırakmamızdır.

“Ne diye üzülüyorsunuz? Bir tek sözcük atıyor, yerine yenisini oturtuyoruz; bunda dilin ne ziyânı var?” sözü, ilk bakışta tehlikeli değildir, hattâ saf Türkçe sevgimizi destekler.

Ne var ki Türkçe, bir mecazlar ve cinaslar lîsanıdır. Ondan her kelimenin birçok mânâsı olmuş, her kelime birçok başka sözle birleşerek, zengin bir mânâ âlemi, bir kelime ailesi kurmuştur. Türkçeden, Türkçe veya Türkçeleşmiş bir kelime atmak çok kere bir kabile halkını toptan öldürmek kadar kabarık sayıda bir harcayıştır.

Köşe kelimesi de böyledir: Bu kelime dilimize Farisî’den gelmişti. Aslı, Acemcede guuşe sesiye söylenirdi. Ancak Türk halkı kelimeleri mânâlarına göre seslendirmeyi sever. Guuşe, köşe’nin keskin dönemecini hiç de belirtemeyen âdetâ yuvarlak sesli bir söz… Sesi ile mânâsı uyuşmuyor. Bu sebeple halk dili, onu köşe keskinliği içinde Türkçeleştirdi.

Sonra bu kelime ile bir dil ve mânâ ailesi yarattı: Köşeyi, baş’la birleştirerek, köşebaşı terkibini söyledi ve baş köşe diyerek odalarda, salonlarda büyüklere bir yer ayırdı. Onu kapmak masdarıyla birleştirerek köşe kapmak, köşe kapmaca oynamak deyimlerini yaptı; çekilmekle kaynaştırıp bir köşeye çekilme’sini bildi. Yahut geçmek’le kurulmak’la anlaştırarak, köşeye geçmek, köşeye kurulmak deyimlerini buldu.

Müselles için, üç köşeli, murabba için dört köşeli, müseddes için altı köşeli karşılığını yine halkımız bulmuştu, biz aydınlar(!) beğenmedik; üçgen, dörtgen, altıgen demeyi, daha âhenkli sandık.

Vurdumduymazlıkla irileşmiş, ruhu ve vücudu şişmanlamış kimselere dört köşe olmuş diyerek, kelimelerle karikatür yapan da halkımızdır. Duvarcılıkta, köşeler için yontulan taşlara köşetaşı adını da o vermiştir. Sevdiklerini, çocuklarını, çiğerimin köşesi! heyecanıyla yine o sevdi.

Ev, oda, soba köşelerinin, döşemesinde kullandığı sedire, kanepeye köşelik adı koydu; sokaklarda köşebaşlarındaki boyalara bakara, mavi köşe, yeşil köşe târiflerini buldu.

Köşede kalmak, köşede bucakta kalmak, köşede bucakta aramak, akşamları evde döndükte rahat ettiği ev bucağına benim köşem dieyrekten ısınmak; eğer bu bir yazarsa, gazetesinin, her gün kendi köşesinde yazmak; nice girift, yuvarlak veya köşeli hâdiselere köşe penceresinden bakmak; bir büyük hükümdara: “Dünyanın her köşesinde senin adın var!” diye seslenmek, sonra Farisîden gelmiştir diye köşe kelimesini bir köşeye atmak; yerine becek yahut bükek ya da bükeç gibi bir söz oturtup uzun zaman bütün bunlarsız kalmak…

Orta Asya Türkçesi’nin başına gelenleri elbette biliyoruz; fakat Türkiye Türkçesi, senin kaderin böyle mi olmalıydı?

Nihad Sâmi Banarlı

Türkçenin Sırları S.122-123

Yorum bırakın

Filed under Nihad Sâmi Banarlı

Asimilasyon, Entegrasyon ve Desentegrasyon

Alman Yeşiller partisinin Eşbaşkanı Sayın Cem Özdemir, 01 Mart 2011 tarihinde
“Die Welt (Dünya)”(1) isimli Almanya’nın en ciddi ve en itibarlı gazeteye
röportaj verdi.

 

Röportajının ana muhtevası Sayın Başbakanın Almanya ziyareti esnasında
Düsseldorf şehirinde yapmış olduğu konuşma. Alman kamuoyu Sayın Başbakanın
Düsseldorf salon programındaki konuşmasını ve yaklaşımını “Türkiye’deki Genel
Seçim öncesi oy avcılığı, asıl meselelerden uzak kalındığı ve şov” olarak
nitelendirdi.

 

Ne yazıkki Sayın Başbakan Almanya’da yaşayan Türklerin hiçbir sorununa çare
olacak somut bir çözüm sunamadı. Sayın Başbakan her ziyaret sonrası oluşturduğu
polemiklerin sayesinde Almanya’da (Avrupa’da) yaşayan Türklerinin sorunlarını
Alman (Avrupa) kamuoyuyla birlikte başbaşa bırakmıştır.

 

Buna karşılık devreye “Türk kökenli” siyasiler giriyor ve uluslararası
tanımlamaya sahip olan “entegrasyon”‘la ilgili sorunları derinleştiren ve çözüme
giden yolları kördüğümle bağlayan beyanatlarda bulunuyorlar.

 

Örneğin röportajda Sayın Özdemir “Türkleri asimile etme gayreti insanlık suçu
deniliyor. (Türkler) Asimile olup olmamayı kendileri karar vermeleri gerekmiyor
mu?” sorusuna yönelik “Kesinlikle. Zorlama olmamalı, ama herkes bu hakka
(asimile olmak) sahip. (…). Asimilasyon bireysel bir tercih ve başkaların
müdahalesi olmamalı.” cevabı durumumuzun vahimiyetini açıklamakta.

 

Sayın Özdemir’in cevabını ters yönden okuyacak olursak şu anlam çıkıyor:

 

Toplum olarak entegrasyon zorlanıyorsa, bireysel tercihinle asimile
hakkını kullan
.”

 

Bilindiği üzere her bilim kendi metodolojisine sahip. Asimilasyon teriminin
menşeisi biyolojiye dayanır. Toplum ilişkileri, bireysel münasebetler
çerçevesinde mevcut sorunların çözümü biyolojik mantıkla, fertçi fırsatçılıkla
değil; toplumu var eden bütün kesimi direkt muhatap alan Toplum bilimiyle ve
enstrümanı olan sosyoloji disipliniyle olur.

 

Entegrasyon uzun vadeli ve gerçekleştirilmesi zor gösterilen toplumsal
değerler manzumesi yerine; kısa vadeli, tez sonuç getiren, başarı vaat eden, az
enerji gerektiren bireysel başarı profili çılalayan asimilasyon uygulaması
topluma empoze edilmekte.

 

Sayın Özdemir’in asimilasyon ve entegrasyon hakkında görüşlerinin özetini şu
şekilde çıkarmakta mümkün:

  • Asimilasyon = Bireysel tercih (Fertçilik). Kısa vadeli. Başarı oranı daha
    yüksek.
  • Entegrasyon = Toplumsal tercih (Toplumculuk). Uzun vadeli. Başarı oranı
    alçak. Gerçekleşmesi güç.

Sayın Başbakanın öncülüğünde AKP politikalarının Ortadoğu’ya, Kuzey Afrika’ya
kısacası müslümanlar topluluklara demokratikleşme(!) hususunda örnek olduğunu ve
Türkiye’yi “daha liberal, çok dinli, çok kültürlü ve hatta çok feminist ve
eşcinsel”(2) bulduğunu söyleyen ve bu çalışmaları destekleyen Özdemir aynı
zamanda “Ankara çocuklarımın ve burada yaşayan Türk çocuklarının sorunlarını
çözemez”(3) demesindeki vurgusu(!) gözardı ediliyor.

 

Bu yüzden “Bize Türkçe’yi öğrenin” dedi diye başbakanla övünen arkadaşlar
içinde bulunduğumuz sosyopsikolojik ve sosyokültürel buhranın algısında
değiller.

 

Algısında olmayanlar “asimilasyon” adayı, olanlar da “desentegrasyon”
adayı.

 

Fatih Oğuz

08 Mart 2011 / Frankfurt a. Main

 

Kaynakça

 

(1) Ankara löst nicht die Probleme meiner Kinder http://www.welt.de/politik/deutschland/article12665295/Ankara-loest-nicht-die-Probleme-meiner-Kinder.html

 

(2) Revolution in Ägypten: Wer Arabiens Demokraten wachrütteln kann / http://www.spiegel.de/politik/ausland/0,1518,743812,00.html

 

(3) Ankara löst nicht die Probleme meiner Kinder http://www.welt.de/politik/deutschland/article12665295/Ankara-loest-nicht-die-Probleme-meiner-Kinder.html

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz