Tag Archives: Türkçülük

Ziya Gökalp’ı Tanımak (Ahmet Şafak)

22.08.2012

Bir televizyon kuruluşunda Taha Akyol’u dinliyorum.Atatürk’ün pragmatist olduğunu ifade etmek için 600 sayfalık kitap yazan Taha Akyol,bu defa cumhuriyetin milliyetçilik anlayışını Ziya Gökalp üzerinden eleştiriye tabi tutuyor.

Yanındakiler Sabancı Üniversite’nden tarihçi Cemil Koçak ve Princeton Üniversitesi’nin Ortadoğu araştırmaları masası başkanı Şükrü Hanioğlu.

Taha Akyol ” MHP, Gökalp çizgisini iyi tanımalı ” diyor.Bu cümlenin Devlet Bahçeli’nin Milli Devlet kavramı konusundaki tavizsiz duruşuna bir atıf olduğunu anlamak zor değil.

Türkçülüğün Esasları’nı kaleme alan büyük düşünür Ziya Gökalp’in farkını ise iki maddede ifade ediyor: Osmanlı tecrübesi ve Kürt gerçeği hassasiyeti.

Biraz dikkatli dinlemeyle yazar Akyol’un konuşmasının lafzi istikameti kadar satıraltı niyetini de anlayabiliyorsunuz : Ziya Gökalp, ilk dönem cumhuriyet aydınlarının asimilasyoncu politikalarını reddederdi.Başka bir deyişle Gökalp,ilk dönem milliyetçilik anlayışının antropolojik bir alana kaymasını engeller ve kültür sahasında kalırdı.

Her ne kadar ” şayet ” üzerine bina edilmiş iddialar spekülasyondan öteye gitmese de bu tespit kısmen doğrudur.Hakikaten Diyarbekir’li Mehmet Ziya Gökalp,” insanın aidiyetini tenasul uzvuna değil temessül iklimine bağlar, yani yalın Türkçe ile İfade edersek ” insanın kimliğini sosyal iklim belirler ” ve ” cinsi aidiyet atlarda aranır ” derdi.

Taha Akyol’un yazılarıyla AKP’nin siyasi yürüyüşüne fikri katkı yaptığını görmek beni üzse de bilirim ki tefekkür bu ülke aydınlarının yitik malıdır ve bunu kitabi bir lezzetle dile getirenler kıymetli insanlardır.

Ama kabul etmek gerekir ki Sayın Akyol, Karl Poper’i tanıdığı kadar Ziya Gökalp’i tanımamaktadır.

Evet Ziya Gökalp,Türk miliyetçiliğini antropolojik esaslarla açıklamamış,kültürel,zihni ve siyasi temelde ele almıştır.Evet,Ziya Gökalp kürt hassasiyetini yaptığı sosyolojik çalışmalarla incelemiş ve kardeşlik üslubuyla ” Türkü sevmeyen kürt kürt olamaz,Kürt’ü sevmeyen bir Türk Türk olamaz ” demiştir.

Ama Gökalp’in yaptığı çalışmalar,kaleme aldığı kitaplar, makaleler Türklüğün siyasi egemenliğini vurgulayan açık örnekleri teşkil eder.Son iki eserinde yani”Türkçülüğün Esasları ” ve ” Türk Medeniyet Tarihi ” kitaplarında da yine Türklüğün siyasi üstünlüğünün altı çizilmiş,tarihi referanslarla müstakbel Türk hayat sahasının haritası kaleme alınmıştır.

” Vatan ne Türkiye’dir ne Türklere Türkistan .Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir Turan ! ” sözü bütün telifleri çöpe atacak bir Türklük ülküsüdür.

Taha Akyol,bu gerçeği elbette bilmektedir.

Ziya Gökalp,yaşasaydı antropolojiye ram olmasa da Türk devlet Geleneğini kalın harflerle çizecek Türk siyasi hükümranlığını vazedecekti.Ekonomide Türkçü,Hukukta Türkçü,felsefede Türkçü,politikada Türkçü hatta dini anlamda Türkçü uygulamaları savunan bir fikir adamı nasıl bir Türkiye Cumhuriyeti kurguluyordu acaba?

Ve o Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün tahayyülündeki ülkeden uzak olabilir miydi ?

Hadi kestirmeden söyleyelim ,Türkiye Cumhuriyeti 1925’ten sonra tektipçi,kürt kavramını inkar eden bir ülke oluşturmak için mücadele verdi,diyelim.Peki,Gökalp bunun aksini mi yapacaktı? Gökalp,” Cumhuriyeti kuran halk’a Türk milleti ” denir,demeyecek ve iki özneli bir Anadolu Federasyonu mu önerecekti?

Eğri oturup doğru konuşalım,Ziya Gökalp,Allahın inayeti gereği hakka göçmemiş olsaydı Atatürk’e kafa tutup,devlet sadece Türkün değildir mi derdi? Ömrü hayatını Türklüğe adamış bu fikir cengaveri Türk Devlet geleneğini bilmiyor idiyse ‘ Türk Medeniyet Tarihi’ni kim yazdı ?

Bırakın Ziya Gökalp’i birinci meclisi yaptığı etkili muhalefeti ile adeta Gazi hazretlerine dar eden Hüseyin Avni Ulaş, devletin Türk karakterine karşı çıkar mıydı?

Ya Gazi Kemal’e küs ölen,yıllar yılı ev hapsinde tutulan Kazım Karabekir paşa,Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk devleti olduğu gerçeğine savaş açar mıydı? Kahraman bir asker olmasının yanı sıra müzisyenliği ile de tanınan ve İstiklal Marşı yarışmasına ” Cihan yıkılsa Türk yılmaz ” bestesiyle katılan Kazım Karabekir, Türk’ün Cumhuriyetini başka bir özne ile paylaşır mıydı?

Anadolu coğrafyasına devlet olarak giren Oğuzlar kurduğu hiçbir devlet teşkilatını başkalarıyla paylaşmamışken Türk neden paylaşsın?Osmanlı, kardeşiyle bile paylaşmamış ve ” Fatih Kanunnamesi ” ile kendince bir statiko oluşturmuşken Cumhuriyet’ten ne yapmasını bekliyorsunuz?

Türkiye Cumhuriyeti politikasını bir grup,bir klik ya da bir parti politikasına indirgeyerek tefrik etmek doğru değildir.O dönemde kim olsa aynı şeyi yapacak tarihin ve de fakto’nun emrettiği bir devlet modelini yani Türk Cumhuriyetini oluşturacaktı.Çünkü siyasi millet Türk’tü,bin yıl içinde anadoluda diğer bütün devletleri Türk kurmuştu,Bizansı Türk yenmiş,İstanbul’u Türk almış,emperyalizmi ülkeden Türk kovmuştu.

Türk’ün sosyal hakimiyeti Türk’ün siyasi hakimiyetini emretmişti.

İlk dönem aydınları antoropolojiye kaymışlar,65 bin kafatası ölçmüşler…Sonra ne olmuş,hiç !!! Çünkü meselenin anlamsızlığını Atatürk’de görmüş,tıpkı radyolarda 2 yıl klasik Türk müziğinin yasaklanmasında gördüğü gibi..Dünyanın bütün uygulamalarında milli devletler aslında yeni doğumlardır ve bocalama kaçınılmazdır.Ama Türk demokrasisi seksen yılda aşama aşama kendi tekamülünü sağlamış ve restorasyon sürecinin fersah fersah ötesine atlamıştır.

Taha Akyol bu gerçeği bilir.

Ancak bilmesi gereken bir şeyin daha olduğunu söylemeliyiz.Ne diyordu ” MHP,Ziya gökalp’i tanımalı ” değil mi?

Bence bu haksızlık!Çünkü MHP,Ziya Gökalp’i yeterince tanımaktadır.MHP’nin Lideri Devlet Bahçeli Diyarbakır mitinginde,Ziya Gökalp’i anlatmış ve bölgenin bu büyük evladını bölge halkına hatırlatmıştır.

Sayın Taha Akyol bu önerisini MHP’ye,dolayısıyla Devlet Bahçeli’ye yapacağına,Diyarbakır’da Ahmet Kaya’dan,Şivan Perver’den,Ahmedi Hani’den bahseden ve Ziya Gökalp’i ağzına almayan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yapmalıdır.

Haksız mıyım?

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Ahmet Şafak

Dava Adamı Hallac-ı Mansur ve 3 Mayıs 1944

Dava adamlığı her şeyden evvel sıradışı minval gerektirir. Dava adamın sevdası, kavgası, üzüntüsü, tasası, düşünceleri, hisleri, ağlaması, gülmesi kısacası her hali farklılığı beraberinde getirir.

***

Bir dava adamı profilini bana sorduklarında aklıma ilk gelen isimlerden bir tanesi Hallac-ı Mansur’dur.

Hallac-ı Mansur uğruna hayatını adadığı dava için fedakarlık abidesi olmakla birlikte aynı zamanda gelecek nesile ahlaki ilim, ölümsüz aşk ve onurlu kavga ışığını emanet bırakacak kadar büyük bir ziyadır.

***

İnandığı dava namına uğradığı iftira sonucu hakkında verilen ceza gereği ona atılan taşlarıın azalmasına değil; çoğalmasına sevinmiştir. Bu inandıklarınız namına uğrayabileceğiniz zorluklara karşı, iftiralara karşı, sorunlara karşı nasıl bir duruş sergilemeniz gerektiğini gösterir.

***

Aynı zamanda ona taş atanları kınamamış “onlar inandıklarını yapıyorlar” diyerek dost olmayanların tavırlarını anlayabilmenin, yöntemlerini çözebilmenin ve düşüncelerini algılayabilmenin yolunu göstermiştir.

***

Öylese inandığın dava uğruna attığın her adımdan, aştığın her engelden, teslim olmayan duruşundan dolayı eğer sana sayısızca taşlar atılıyorsa bunu nimet say ve doğru yolda olduğun için Allah’a şükret.

***

Ne zaman atılan taşların sayısı azalmaya başladı işte o zaman Hallac-ı Mansur’u yaralayan gülün akibetiyle sıradanlaşanların meclisine “merhaba” demiş oluruz. Bu “merhaba” bizi rahatsız etmeli. Bizi yerimizde durdurmamalı. Olanları kabul etmek, olanlara razı olmak korkaklığın alametidir. Kişiliğimizi en acımasız yönüyle irdelemek ve sorgulamak adamlığın besmelesi ve “3 Mayıs 1944” direnişini meydana getiren ruhun dünyevi mücadele stratejisidir.

***

Fatih Oğuz

02 Mayıs 2011 / Frankfurt a. Main

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz