Tag Archives: Türkiye

Avrupa Türklüğünün fikir işçisi: Rıfat’ım …(Fatih Oğuz)

15094361_207777332995680_7517453718967116523_n

Azim, inanmak, ümit etmek, sabretmek, tefekkür ve tevekkül etmek dava adamlarına has özelliklerdir.

Dava adamlığı; karşılaştığı her musibeti hayırla karşılayabilmektir.

Biraz kırılır ama yılgınlık göstermez.

Yeri gelir üzülür, yeri gelir anlaşılmaz, yeri gelir horlanır lakin o inancını iman kalesinde muhafaza eder.

Ki o kale ümitsizliğin, hasetin, fesatın, dedikodunun, riyakarlığın ve de küfrün oklarına her daim hedef olur.

Dava adamı Mehmet Akif’in veciz tarifinde olduğu gibi tüm saldırıların karşısına geçer ve „benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var“ diye haykırır!

İşte böyle bir dava adamı olarak tarihe geçmiştir Rıfat Paça. Fikriyle, kalemiyle, azmiyle ve tükenmek bilmeyen sevgisiyle „geride durmayın, fırlatın o şer oklarınızı! Her attığınız ok size zayiat bana ise kuvvet vermektedir“ diyebilmiştir.

Almanya’da doğup büyüyen, Almanya Türk Federasyonumuzun sosyokültürel havzasında yetişen Rıfat Paça gönlünü ayyıldızlı sevdaya kaptırmış, gözlerini üç hilalli ülküye odaklamış, Türkçe ile hayata tutunmuştu.

İnsanlık için endişelenen, üzerinde yaşadığı Ülke için güzel temennilerde bulunan, mensubu olduğu müslüman Türk kimliği için kendini geliştiren, Avrupa Türklüğü için çözüm arayışlarına kafa yoran yüksek düşünceli bir kardeşimizdi .

Bir Ramazan akşamı, iftar sonrası yaptığımız sohbetimizde Almanya’da doğup büyüyen Türk çocuklarının Türkçe ile ilgili endişelerini ve tasarladığı projesini paylaşmıştı. Zerafet içerisinde fikir danışır, nezaket ile farklı görüşlerini aktarırdı.

Rıfat, kendini dev aynasında gören saygısızlara karşı tavizsizdi. Davamıza hizmet aşkıyla fikirlerini, kalemini ve yazılarını konuştururdu. Ülküdaşlarıyla buluşmak, onlarla muhabbet etmek adına kimi zaman tüm o zorluklara rağmen uzun yol demeden etkinliklere ve faaliyetlere katılırdı.

Rıfat aşk doluydu, heyecan doluydu, umut doluydu. Tefekkür etmek, fikrini yazıya dökmek onun için hayat şiarı olmuştu. Soylu düşünceler beynini kurcalıyordu. Artık gündelik mevzulara sığmayan düşünceleri sipihr makamına doğru yol almıştı.

Yüksek düşünmeyi „Rıfat“ ismiyle o kadar güzel hemhâl olmuştu ki; adının anlamı ömrüne mana yüklemişti.

Dünya hayatında ölen insanları hatıraları, hikayeleri ve hizmetleri diri tutar. Rıfat elbette davamızın nazarında canlılığını koruyacaktır. Lakin işin birde fiziki yokluğun acısı var. İnsanız sonuçta. Kıymetli insanların yokluğu canımızı yakar, yüreğimize oturur, eksikliği hissedilir.

Sohbetimizde bana „Allah razı olsun başkanım. Görevin büyüğünü küçüğünü ayırt etmeden görev görevdir deyip bir nefer gibi azimle çalışmaya devam edeceğim inşaallah“ diyen böyle bir neferin yokluğu nasıl acı vermez?

Türk Milleti kara sevdalısını, ailesi Rıfat’ını, Almanya Türk Gençliği başarılı bir temsilcisini, Avrupa Türklüğü fikir işçisini, Ortadoğu Gazetesi köşe yazarını ve ben de kardeşimi kaybettim.

Ruhun şad olsun Rıfat’ım …

16 Kasım 2016 / Frankfurt-Main

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Türk Milleti Yerine “Tek” Millet Mi?

Sosyologlara ve etnoloji uzmanlara iş düştü.

***

Türkiye’de Başbakanlık görevine getirilen(!) Sayın Recep Tayyip Erdoğan yeni
bir Millet oluşturma gayretiyle yeni Milletin tarifini şöyle yapmaktadır: “Biz
tek millet dedik. Milletin içinde Türkü, Lazı, Kürdü, Çerkezi, Abazası, Romanı,
Arabı var.”

***

Bu tarifi yaparken birçoğumuz “Milletin adı ne?” diye soruyor. Milletin adı
aslında tarifinde saklı: “Biz TEK millet dedik!”

***

Evet yeni Milletin adı “Tek”. Aynı “Tek” Bayrak gibi, aynı “Tek” Vatan gibi.
Bizim(!) etnologların ve sosyologların bu konuyla ilgili görüşlerini açıkçası
çok merak ediyorum.

***

“Federal” şablonlu, “liberal” ruhlu bir Anayasa’ya uygun yeni bir
Millet-Mukaddesat manzumesi oluşturma arzusunu taşıyan Sayın(!)
Ülke yöneticilerimize sadece sandıkta cevap verebiliriz.

***

Bu cevabımız, kendimizi neye layık gördüğümüzü yansıtacak.

***

Fatih Oğuz

26 Mayıs 2011 / Frankfurt a. Main

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Bari Şikayetlerimizde Riya Yapmayalım

İnsan fıtrat gereği “kabullenemediği” ama onayı ile gerçekleşen olaylara
karşı kendisinin “aldatıldığını” söyler. Halbuki insan iradesini ve aklını
kullanmakta en işlev seviyeye sahip varlıktır.

***

Toplumuzun genelinde “Siyasi İktidar bizleri aldattı” kanısı günden güne
yaygınlaştığını görebiliyoruz. Bu davranış her şeyden evvel aldatanı deşifre
etmek değil, pasif veya aktif bir suç ortaklığını kanıtlayan delilleri imha
etmek için tedirginli girişimdir.

***

Vermek fiili ancak karşı tarafta alan varsa gerçekleşir. Aynısı tersi içinde
geçerli. Bu iletişim ve münasebet disiplinin çerçevesi dahilinde gerçekleşen
diyalog gösterisidir. Bu diyalog her iki tarafın kabulü ve onayı doğrultusunda
sonuç alır.

***

Söylemek istediklerime netlik kazandırmak için Slovak düşünür Slavoj Zizek’in
“İdeolojinin Yüce Nesnesi” adlı kitabında okuduğum bir fıkrayı sizlerle
paylaşmak istiyorum:

***

“Bu yüzyıl başlarında bir Polonyalı ile bir Yahudi bir trende karşı karşıya
oturmuşlar. Polonyalı tedirgin bir biçimde yana kayıyor, bu arada da gözlerini
Yahudi’nin üzerinden ayırmıyormuş; bir şey onu rahatsız ediyormuş, en sonunda
kendini artık daha fazla tutamayarak patlamış: “Söyler misin, siz Yahudiler
insanların cebini son kuruşuna kadar boşaltıp servet biriktirmeyi nasıl
başarıyorsunuz?” Yahudi cevap vermiş: “Tabii söylerim ama bedavaya olmaz, önce
bana beş zloti (Polonyanın Para Birimi) ver.” Yahudi bu parayı aldıktan sonra
anlatmaya başlamış: “Önce ölü bir balık bul, kafasını kes ve içine su dolu bir
bardak yerleştir. Sonra geceyarısı, ay tam tepedeyken, bir bardağı bir kilisenin
bahçesine göm…” Polonyalı açgözlü bir tavırla “Ee,” diye sözünü kesmiş, “bütün
bunları yaparsam, ben de zengin olur muyum?” “Öyle hemen olmaz,” diye cevap
vermiş Yahudi, “daha başka şeyler de yapman lazım, ama geri kalanını öğrenmek
istiyorsan beş zloti daha vermelisin!” Yahudi parayı aldıktan sonra hikayesine
devam etmiş; kısa bir süre sonra yine para istemiş ve bu, sonunda Polonyalı
öfkeyle bağırana kadar böyle devam etmiş: “Seni aşağılık herif, ne yapmak
istediğini anlamadım mı sandım? Bu işin sırrı mırrı yok, sen sadece cebimi son
kuruşuna kadar boşaltmaya çalışıyorsun!” Yahudi sakin sakin, uysal bir tavırla
cevap vermiş: “İşte şimdi biz Yahudilerin bu işi nasıl yaptığımızı
anladın…”

***

Düz mantıkla bakıldığı vakit çoğumuz Yahudinin aldattığını söyler. Ama burada
bir aldatmanın sözkonusu olmadığı apaçık ortada. Çünkü, Polonyalı sadece
açgözlülüğünden ötürü bir yerlere gelmek istiyor. Ve bu yolu bu yöntemi öğrenmek
için karşı tarafın her teklifine gözü kapalı evet diyor.

***

Yahudi ona bilmek istediğini, öğrenmek istediğini göstermiş. Yani
diyalog’daki dürüstlüğü uygulamış. Ya Polonyalı? O cebinin boşaltımasının kendi
onayıyla gerçekleşmesinin verdiği acı ile çareyi karşı tarafı “aşağılık herif”
diye suçlamakta buluyor.

***

İnsan sadece kendisini aldatır.

***

Eğer öyle olmasaydı; “eşrefi mahluk” yüceliğinde olan insana “cüz’i irade”
sorumluluğu verilmezdi.

***

Fatih Oğuz

Dinslaken / 2009

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz