Tag Archives: Ülkücü

AYNA’YA BAKMA CESARETİ OLMAYAN AYNA SATICILARI

Kıyılardan, köşelerden söz söylenler; karşılaştığınız muamele kıyılı köşeli olduğunda şikayetçi olma hakkınız yoktur. Bunu sizler istediniz.

Davasına, liderine ve teşkilatına ülkücü olma gereği sahip çıkanlara “nasihat(!)”, “yol göstericiliği(!)” yapan bir zamanın fildişi kulelerin “abileri”; aynaya bakıp başı öne düşmeyenlerin “ayna satıcılığı” yapması gibidir.

Aynalar güzel, aynalar net, aynalar cazibeli. Lakin aynaları satan adamın sıfatı çarpılmış, bakışları azgın, dişlerinden kan akıyor.

Nice güzel yüzlü, güzel yürekli genç arkadaşlarımızın bu çarpık karakterli adamların etkisi altında kalmalarını istemiyorsak; aynalar kırılmadan ellerinden bütün aynalar alınmalıdır.

Fatih Oğuz / Frankfurt-Main / 18 Ağustos 2011

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Ülkücü adında bestekarın en büyük şaheseri: Eylül hazanı

Yüreğim “Eylül” hazanı.

Gazele dönmüş bir mevsimde tek yaprak dökmeyen ağaç gibiyim.

Ortalık karmakarışık

Sağım solum kalabalık,

Zerre kadar gam çökse dumanlı başıma,

Gözlerine acılar dadanıyor.

Sesin titremeye başlıyor, ay cancağzım.

İster miyim sanıyorsun, gözlerinin önüne gri bulutların geçmesini.

Sıradışılığım “Kür Şad ihtilalinden” kalma bir soyluluk.

Gözlerimi “Burkay’dan” ödünç aldım.

Ömrümü yağlı kurşunun öpmesine helal kıldım.

Ellerinin niyetine kalem tutuyorum,

Gözlerinin zevkine kitap okuyorum.

İnceden bir geçiş sağlıyorum yüreğimden akıp giden paslı hatıralara.

Düşlerim “Kuşçubaşı” gibi diyardan diyara, kılıfdan kılıfa
geçiyor.

Heyecanım “Enver” gibi gözü dönmüş at koşturuyor.

Sevdam “Kaymakam Kemal” gibi urganla vuslata erişmeye
bekliyor.

Özlemim “Ali Bülent Orkan” gibi, kahpeliğin canını
okuyor.

Yüreğim “Eylül” hazanı.

Melodisini sevgilisinin suskunluğundan alan bir şarkı.

Yani; Ülkücü adında bestekarın en büyük şaheseri.

 

Fatih Oğuz / 2009

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Adamlık Potresi: Ülkücülük

Zaman dilimi ve mekan zemininden hariç hiçbir müşterek duygu ortamını paylaşmadığımız kişiler son günlerin moda tabiriyle “ortak bir geçmişimiz vardı” masalıyla duygu sömürüsüne geçiş yaptıklarını görebiliyoruz.

Bugün için düşüncelerine ve kişiliklerine saygı bekleyenlerin hızlı değişimlerine(!) baktığımızda, kendilerine ait “düne” saygı duymadıklarını göreceğiz.

Saygısı olanın, insafı olurmuş.

Seni “sen” yapan bütün değerleri küçümseyenlerin varlık tescili “bize” mi kaldı ki; “sen” onlar için “bizim” diyebiliyorsun? Franz Kafka istediği kadar “Bizden istenen şey olumsuz davranışlarda bulunmaktır, olumlu davranışlar ise zaten bizimdir.” desin. “Bizim” olgusu: “Olumsuz-olumlu” duygusundan öte saf belirleme ve omurgalı duruş sergileme iradesi sonucu kazanılan sahiplenme kimliğidir.

Ülkücülük sadece bir fikir manzumesi değildir; aynı zamanda adamlık potresi!

Bu potrenin en büyük malzemesi: Sadakat!

Sadakatı olmayan bir fikir mensubu, helal çarşısında haram bezirganlığına soyunanlara “müsamaha” gösterir.

Olaylara artık tüccar zihniyetiyle bakar ve “bizim oğlan” mantığıylada “ahde vefa”sını tatmin eder.

Böyle olunca bu çarşıda her şeyin satışa çıkması olağan oluyor.

Geriye olağan olmayan tek şey kalıyor:

“Sadakat!”

Fatih Oğuz

03 Ocak 2011 / Frankfurt

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz

Ülkücü Dava Adamı ve Metodolojisi

“Kim yükselirse marifet merdiveninde,

Görür kendi sıfatını kendinde.” (İbn Arabi)

Ülkücülük bir fikir ve amel metodolojisidir.

Bu metodolojinin mevcudiyet ikrarı: İddia sahibi olmakla birlikte, iddiasını hayatının her evresinde yaşamak ve yaşamıyla iddiasını temsil noktasında referans seviyeye ulaştırmaktır.

Cenab-ı Allah “İnsanların -iman ettik- dedikten sonra kurtulduklarını sanmaları doğru değildir.”[1] diye buyurur.

Dava adamı dünyevi yolculuğu esnasında dara düştüğünde, beynini şüpheler kemirdiğinde, yorgunluk çöktüğünde, dün sövülenlere bugün övüldüğünde, dün övülenler bugün sövüldüğünde, hayalkırıklığı adamı eze eze geldiğinde bu ilahi uyarının hikmetine sarılmalıdır.

İtikatımızın ikliminde esen ferah rüzgarlar “amenna ve saddakna” diye eser.

Rahmetli Dündar Taşer Ülkücü dava adamın karakterini “ipeğe sarılmış çelik” diye ifade eder.

Rahmetli Başbuğumuz Ülkücü dava adamın kişiliğini “yüksek vasıflı Türk” olarak adlanırır.

Dostoyevski kusurlarını, eksiklerini, zaafiyetlerini inkar etmedi, hatta bu yönünü iyi kullanarak eserlerine yansıtıp büyük klasiklere imza attı belki ama ne yazıkki hayatına “alışkanlık” olarak giren bu hal “vazgeçilmezi” olmuştur. “Kaderim neyse onu yaşarım” demiştir.

Dava adamı Dostoyevski gibi hoş görülmeyen yönlerini inkar etmemeli ama aynı zamanda bunu “alışkanlık” haline de getirmemelidir.

Alışkanlık, “referansı” olduğuna inandığı metodolojinin en büyük düşmanıdır. “Kaderim neyse onu yaşarım” demek bir kaçışın ve teslim olmanın itirafıdır.

“İman ettik” diyerek kenara çekilme, özel keyifler alemine dalma gibi bir gerekçe ancak dava adama “iltibas” olanlar için geçerlidir.

“İltibas” olmakla yetinenler ise korkaklık sıfatına anlam yükleyen marifet(!) tüccarlarıdır.

Fatih Oğuz

12 Ocak 2011 / Frankfurt a. Main

[1] Ankebut Suresi, Ayet: 1

Yorum bırakın

Filed under F. Oğuz