Category Archives: Ahmet Şafak

Kitap Tanıtımı: Türk Olmak Sanatı (Ahmet Şafak)

TürkOlmakSanatıAhmetŞafak

Türklük bir sanattır. Türk Olmak sanatçılık! Türk Olmak, sadece folklorik bir sıfat değil aynı zamanda politik bir şuurdur. Türk Olmak, bir milletin ferdi olmak kadar milletin siyasi kimliğini tanımak, bu kimliğin siyasi ağırlığını taşımak, bu milletin devlet kurma ve yaşatma iradesine sahip çıkmak, bu iradeyi ortadan kaldırmak isteyenlere gerekli tepkiyi göstermek ama en önemlisi gelişen olayları anlamak, olayları bambaşka yöne çekenlerin sinsi çabalarını boşa çıkarmak… Ahmet Şafak, bu kitapta doğruların yanlışlarla, iyilerin kötülerle, zalimlerin masumlarla karıştırıldığı bu zamanda ‘Türk Olma’nın nasıl başarılacağını anlatıyor. Türklüğün sanat olduğunu, Türk olmanın ise sanatçılık olduğunu belirtiyor. Tarih-Şimdi-Gelecek penceresinden bakarak taşları yerinden oynatan kalemiyle okuyucunun da bir parçası olduğu büyük hikayeyi detaylarıyla anlatıyor.

http://www.kusenayayin.com

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Ahmet Şafak

Dokuz Işık ve Akp Siyaseti (Ahmet Şafak)

13.06.2012

Ömer Çelik ” Dokuz Işık’ı okuyan böyle bir öfke diline sahip olmaz ” diyor.

AKP’nin Genel Başkan Yardımcısının sarfettiği bu söze istinaden şu soruyu sormak elzemdir.

Ömer bey siz okudunuz mu?

Okudunuzsa hala AKP’de ne işiniz var?

Zira Dokuz Işık AKP’nin bütün politikalarını reddeden bir muhtevaya sahiptir.Doktriner Türk Milliyetçiliğinin el kitabıdır ve tarifini millet üzerinden yapar.O milletin adı Türk milletidir.

Siyaset tarifini birey üzerinden yapan AKP’lilerin,millet kavramına bakışı ” kavimcilik ” kokar.Kavim ise milletin karşılığı değil, en fazla boy karşılığıdır.

Dokuz Işık AKP’lilerin umurunda değil.Onların umurunda olan Devlet Bahçeli’nin temsil ettiği, teslimiyetçiliği reddeden milli duruştur.Bu duruşun kamuoyunda oluşturduğu zihni ve siyasal barikattır.

İşte bu barikatı yıkmak için MHP içi operasyonlara meylediyorlar.MHP’nin oluşturduğu barikat Angloamerikanist siyaset modelinin karşısındaki en büyük güç.MHP ve Türk Milliyetçileri bu yüzden istenmiyorlar.

Bakmayın siz ” Devlet Bahçeli kolay rakip,MHP’nin başında kalması iktidarın işine geliyor ” mavrasına ; bu mavra öyle bir korkunun tezahüründe yaygınlaştırılıyor ki zihinsel operasyonlarda taça çıkma gafletine düşmeyi bile göze alıyorlar. AKP politbürosunun Devlet Bahçeli’den duydukları rahatsızlık fena halde gözler önüne seriliyor.MHP’nin başında bütün oyunları çözecek bir siyaset filozofunun bulunması AKP politbürosunu öfkeye sevkediyor.Öfke sürekli hata yaptıran bir ruhi sarsıntı demektir.

AKP’nin Dokuz Işık alanına dalması,Dokuz Işık üzerinden Devlet Bahçeli’ye vurma çabaları bu öfkeden kaynaklanıyor.

Çünkü Dokuz Işık’ın bütün ifadeleri AKP’yi reddediyor.Devlet Bahçeli,siyaset yaptıkça Dokuz Işık mevzi alıyor,AKP, her adımıyla Dokuz Işık’tan papara yiyor.Çünkü AKP, Dokuz Işık’ın en önemli hipotezi olan ” Milletler Mücadelesi ” esasına göre siyaset yapmak yerine bireyci-enternasyonalist siyaset algısıyla hareket ediyor. Oysa Dokuz Işık şöyle diyor : Milliyetçiyiz,Türkçüyüz.Neden Türkçüyüz?Çünkü milletimiz Türk mmiletidir.Türkçülük ne demektir?Türkçülük,Türk milletinin hayatının her safhasında yapacağı her şeyin Türk ruhuna,Türk geleneğine uygun olması ve Türke yararlı olması amacının,fikrinin ön planda tutulmasıdır.Türkçe konuşacağız,Türkçeyi daima her şeyin en üstünde tutacağız…( Dokuz Işık Sahife 78 )

Buldukları her fırsatta Türklük kavramını ötekileştiren,Türk miliyetçisi olmak ile kürt milliyetçisi olmayı aynı teraziye koyup olumsuzlayan bir AKP anlayışı bu ibareleri okumuş olabilir mi? Bu ibareleri okumuş olanlar Devlet Bahçeli’ye sırf bu ibarelerin siyasal temsilciliğini yaptığı için ” öfke dili” aforizmiyle söz söyleme hakkına sahip olabilir mi?

Kimse kimseyi kandırmasın.

AKP’ler her Dokuz Işığı ağızlarına aldıklarında mayınlı bir alana giriyor ve fikri uzuvlarından birini kaybediyorlar.

Bu şaşkınlık alametidir.

Devlet Bahçeli ile ülkücüler arasına mesafe koymak için sahneye konan bu algı çalışması komik bir tiyatrodan farksız.Tutmuyor,olmuyor.

Çünkü Dokuz Işık konuşuyor.

Çünkü Dokuz Işık onları tekzip ediyor.

Devlet Bahçeli’nin Yeni CHP’nin gündeme taşıdığı İkinci Kürt Açılımı projesine verdiği kararlı yanıt bir Dokuz Işık duruşudur.” Birlik içinde Türkeş İdeali ” çerçevesinde siyaset yapan Devlet Bahçeli’nin tavrı ,Milliyetçi Hareketin tarihi niteliğini yansıtan Türkeşçi duruşun tabi dışavurumudur.

Bu duruş Türk Milleti ve Türk Milliyetçiliği adına yapılmaktadır.Bu duruşu Dokuz Işık marifetiyle Alparslan Türkeş ,Devlet Bahçeli’ye emanet etmiştir.

Ne diyor Alparslan Türkeş ” Türk milletinin birliğini bozma,Türk vatanını parçalama hürriyeti diye bir hürriyet olamaz,Komünizm kadar,bölgecilik,mezhepçilik faaliyetleri de almış,yürümüş ve hükümet bunlara karşı aciz ve meskenet içinde seyirci bulunmaktadır..” ( Dokuz Işık sahife 63 )

Zaman denen sırlı varlığın geriye doğru helezonik bir atımda bulunduğu varsayımından yola çıkarak bu tarihi tespitin geçmişten bugüne uyarılar taşıdığını söyleyebiliriz.

Ve nihai olarak deriz ki Devlet Bahçeli’nin durduğu yer,Dokuz Işıkçı anlayışın durduğu yerdir. Türk Milliyetçilerinin lideri olan Devlet Bahçeli Türk milletinin adının sanının korunması anlayışında kale niteliğindedir.Bu kalede gedik açmaya çalışmak Türk milletinin varlığında gedik açmaya çalışmaktır.

Bilinmelidir!

Yorum bırakın

Filed under Ahmet Şafak

Ziya Gökalp’ı Tanımak (Ahmet Şafak)

22.08.2012

Bir televizyon kuruluşunda Taha Akyol’u dinliyorum.Atatürk’ün pragmatist olduğunu ifade etmek için 600 sayfalık kitap yazan Taha Akyol,bu defa cumhuriyetin milliyetçilik anlayışını Ziya Gökalp üzerinden eleştiriye tabi tutuyor.

Yanındakiler Sabancı Üniversite’nden tarihçi Cemil Koçak ve Princeton Üniversitesi’nin Ortadoğu araştırmaları masası başkanı Şükrü Hanioğlu.

Taha Akyol ” MHP, Gökalp çizgisini iyi tanımalı ” diyor.Bu cümlenin Devlet Bahçeli’nin Milli Devlet kavramı konusundaki tavizsiz duruşuna bir atıf olduğunu anlamak zor değil.

Türkçülüğün Esasları’nı kaleme alan büyük düşünür Ziya Gökalp’in farkını ise iki maddede ifade ediyor: Osmanlı tecrübesi ve Kürt gerçeği hassasiyeti.

Biraz dikkatli dinlemeyle yazar Akyol’un konuşmasının lafzi istikameti kadar satıraltı niyetini de anlayabiliyorsunuz : Ziya Gökalp, ilk dönem cumhuriyet aydınlarının asimilasyoncu politikalarını reddederdi.Başka bir deyişle Gökalp,ilk dönem milliyetçilik anlayışının antropolojik bir alana kaymasını engeller ve kültür sahasında kalırdı.

Her ne kadar ” şayet ” üzerine bina edilmiş iddialar spekülasyondan öteye gitmese de bu tespit kısmen doğrudur.Hakikaten Diyarbekir’li Mehmet Ziya Gökalp,” insanın aidiyetini tenasul uzvuna değil temessül iklimine bağlar, yani yalın Türkçe ile İfade edersek ” insanın kimliğini sosyal iklim belirler ” ve ” cinsi aidiyet atlarda aranır ” derdi.

Taha Akyol’un yazılarıyla AKP’nin siyasi yürüyüşüne fikri katkı yaptığını görmek beni üzse de bilirim ki tefekkür bu ülke aydınlarının yitik malıdır ve bunu kitabi bir lezzetle dile getirenler kıymetli insanlardır.

Ama kabul etmek gerekir ki Sayın Akyol, Karl Poper’i tanıdığı kadar Ziya Gökalp’i tanımamaktadır.

Evet Ziya Gökalp,Türk miliyetçiliğini antropolojik esaslarla açıklamamış,kültürel,zihni ve siyasi temelde ele almıştır.Evet,Ziya Gökalp kürt hassasiyetini yaptığı sosyolojik çalışmalarla incelemiş ve kardeşlik üslubuyla ” Türkü sevmeyen kürt kürt olamaz,Kürt’ü sevmeyen bir Türk Türk olamaz ” demiştir.

Ama Gökalp’in yaptığı çalışmalar,kaleme aldığı kitaplar, makaleler Türklüğün siyasi egemenliğini vurgulayan açık örnekleri teşkil eder.Son iki eserinde yani”Türkçülüğün Esasları ” ve ” Türk Medeniyet Tarihi ” kitaplarında da yine Türklüğün siyasi üstünlüğünün altı çizilmiş,tarihi referanslarla müstakbel Türk hayat sahasının haritası kaleme alınmıştır.

” Vatan ne Türkiye’dir ne Türklere Türkistan .Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir Turan ! ” sözü bütün telifleri çöpe atacak bir Türklük ülküsüdür.

Taha Akyol,bu gerçeği elbette bilmektedir.

Ziya Gökalp,yaşasaydı antropolojiye ram olmasa da Türk devlet Geleneğini kalın harflerle çizecek Türk siyasi hükümranlığını vazedecekti.Ekonomide Türkçü,Hukukta Türkçü,felsefede Türkçü,politikada Türkçü hatta dini anlamda Türkçü uygulamaları savunan bir fikir adamı nasıl bir Türkiye Cumhuriyeti kurguluyordu acaba?

Ve o Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün tahayyülündeki ülkeden uzak olabilir miydi ?

Hadi kestirmeden söyleyelim ,Türkiye Cumhuriyeti 1925’ten sonra tektipçi,kürt kavramını inkar eden bir ülke oluşturmak için mücadele verdi,diyelim.Peki,Gökalp bunun aksini mi yapacaktı? Gökalp,” Cumhuriyeti kuran halk’a Türk milleti ” denir,demeyecek ve iki özneli bir Anadolu Federasyonu mu önerecekti?

Eğri oturup doğru konuşalım,Ziya Gökalp,Allahın inayeti gereği hakka göçmemiş olsaydı Atatürk’e kafa tutup,devlet sadece Türkün değildir mi derdi? Ömrü hayatını Türklüğe adamış bu fikir cengaveri Türk Devlet geleneğini bilmiyor idiyse ‘ Türk Medeniyet Tarihi’ni kim yazdı ?

Bırakın Ziya Gökalp’i birinci meclisi yaptığı etkili muhalefeti ile adeta Gazi hazretlerine dar eden Hüseyin Avni Ulaş, devletin Türk karakterine karşı çıkar mıydı?

Ya Gazi Kemal’e küs ölen,yıllar yılı ev hapsinde tutulan Kazım Karabekir paşa,Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk devleti olduğu gerçeğine savaş açar mıydı? Kahraman bir asker olmasının yanı sıra müzisyenliği ile de tanınan ve İstiklal Marşı yarışmasına ” Cihan yıkılsa Türk yılmaz ” bestesiyle katılan Kazım Karabekir, Türk’ün Cumhuriyetini başka bir özne ile paylaşır mıydı?

Anadolu coğrafyasına devlet olarak giren Oğuzlar kurduğu hiçbir devlet teşkilatını başkalarıyla paylaşmamışken Türk neden paylaşsın?Osmanlı, kardeşiyle bile paylaşmamış ve ” Fatih Kanunnamesi ” ile kendince bir statiko oluşturmuşken Cumhuriyet’ten ne yapmasını bekliyorsunuz?

Türkiye Cumhuriyeti politikasını bir grup,bir klik ya da bir parti politikasına indirgeyerek tefrik etmek doğru değildir.O dönemde kim olsa aynı şeyi yapacak tarihin ve de fakto’nun emrettiği bir devlet modelini yani Türk Cumhuriyetini oluşturacaktı.Çünkü siyasi millet Türk’tü,bin yıl içinde anadoluda diğer bütün devletleri Türk kurmuştu,Bizansı Türk yenmiş,İstanbul’u Türk almış,emperyalizmi ülkeden Türk kovmuştu.

Türk’ün sosyal hakimiyeti Türk’ün siyasi hakimiyetini emretmişti.

İlk dönem aydınları antoropolojiye kaymışlar,65 bin kafatası ölçmüşler…Sonra ne olmuş,hiç !!! Çünkü meselenin anlamsızlığını Atatürk’de görmüş,tıpkı radyolarda 2 yıl klasik Türk müziğinin yasaklanmasında gördüğü gibi..Dünyanın bütün uygulamalarında milli devletler aslında yeni doğumlardır ve bocalama kaçınılmazdır.Ama Türk demokrasisi seksen yılda aşama aşama kendi tekamülünü sağlamış ve restorasyon sürecinin fersah fersah ötesine atlamıştır.

Taha Akyol bu gerçeği bilir.

Ancak bilmesi gereken bir şeyin daha olduğunu söylemeliyiz.Ne diyordu ” MHP,Ziya gökalp’i tanımalı ” değil mi?

Bence bu haksızlık!Çünkü MHP,Ziya Gökalp’i yeterince tanımaktadır.MHP’nin Lideri Devlet Bahçeli Diyarbakır mitinginde,Ziya Gökalp’i anlatmış ve bölgenin bu büyük evladını bölge halkına hatırlatmıştır.

Sayın Taha Akyol bu önerisini MHP’ye,dolayısıyla Devlet Bahçeli’ye yapacağına,Diyarbakır’da Ahmet Kaya’dan,Şivan Perver’den,Ahmedi Hani’den bahseden ve Ziya Gökalp’i ağzına almayan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yapmalıdır.

Haksız mıyım?

Yorum bırakın

Filed under Ahmet Şafak

Özgürleşme Değil Milletler Mücadelesi (Ahmet Şafak)

Ahmet Şafak / 06.08.2012

Bu bir Türkiye klasiğidir.

Aydınlarımız olayları gerçeklikten koparıp kendilerince değerlendirirler.

Evet,elma’nın turuncu olduğunu değil,kırmızı olduğunu söylerler ama nedenini öyle bir yere bağlarlar ki kırmızı ağlar.

Gerçekler aslında sonuçlar değil sebeplerdir.

Aydınlarımızın sebepleri nedense hep farklı gerekçeler içerir.

Hürriyet gazetesinin yazarı Mehmet Yılmaz,Olimpiyat oyunlarının açılış gösterisini milyonlarca insanın ağzı açık izlediğini ve köylü toplumdan devrim yaratarak sanayi toplumuna geçmeyi başaran İngilterenin öyküsünü anlatan bu gösteri üzerinden Sanayi devriminin neden önce İngiltere’de gerçekleştiğini sormuş ve kendince cevaplamış.

Sebebini de açıklamış : Özgür düşüncenin gelişmesi !

Yani elma kırmızı ama özgür olduğu için kırmızı !

İngiltere’nin sanayi devriminde öncü olmasını özgürleşmeye bağlayan bu anlayış sadece Mehmet Yılmaz’ı değil sol düşünceden liberalizme gelen bütün kalem erbabını etkisi altında bulunduran bir anlayıştır.Sanayileşmenin arkasında yatan sömürüyü,emperyalizmi,24 saat çalınan çocuk emeğini ve ada kültürüyle biçimlenen devlet politikalarını hesaba katmayan bu anlayış aslında Türkiye’ye bir fikri empoze etme telaşındadır.

Özgürleşelim kurtulalım !

Halbuki özgürleşmek bir sebep değil bir sonuçtur.Sebep İngiltere’ye has,bugünde Amerika’da kendisini gösteren ada jeopolitizmidir.Aslında özgürleşmek bir tür deniz jeopolitiğinin yarattığı bir aydınlar fantazyasıdır.

Britanya adasında gerçek,Hindistan’da hayal bir fantazya !

Bu fantazyanın arkasında Newton’un ” evrensel çekim yasasının ” ,Adam Smith’in ” Milletlerin zenginliğinin “,John Lock’e’nin ” deneysel ampirizminin ” varsayarlar da formason kültürünü görmek istemezler.Bu sanayileşmede vahşi kapitalizm olarak tarihe geçen insanlık açısından zulüm dönemini unuturlar.Charles Dickens’in ” Oliver Twist ” romanı bize İngiliz Sanayi devriminin nasıl bir sosyo-ekonomik ortamda geliştiğini anlatır.

Teoman Durali,İngiliz devriminin köklerinde Anglosakson ve Yahudi bileşkesinin yattığını söyler.Bu bileşke Türk kamuoyunda deşifre edilmediği müddetçe özgürlük taleplerinin bizi taşıyacağı uçurum öngörülemez.

Mehmet Yılmaz,aynı zaman diliminde Fransa’da Voltaire’nin yasaklandığını dile getirirken aslında pek çok şeyi unutur.Fransa,İngiltere’nin açık tehdidi altındadır.Farmasonluk bu tehdidin en mühim simgelerinden biridir ve nihai olarak Fransız Devrimini bu sembol gerçekleştirmiştir.

İngiltere ada toplumu değil de Avrupa anakarasında olsaydı bu kadar özgür davranabilir miydi?Britanya İmparatorluğunun emperyalist politikaları bu kadar fütursuzca Hint okyanusuna akarmıydı?

Akmazdı,çünkü jeopolitikası gereği korunmacı olurdu?Almanya’nın,Fransa’nın yaptığı gibi..

Mehmet Yılmaz İngiltere ve Fransa örneğini özgürleşme üzerinden iki farklı devlet olarak vermiş.Oysa devletlerin varlığını belirleyen şey özgürleşme değil jeopolitik hassasiyetlerdir.Ve elbette son tahlilde milletler mücadelesidir.

İngiltere,sömürgesi olan Amerika’ya bağımsızlık yolunda katkı veren Fransa’dan intikamını korkunç bir şekilde almıştır.Amerikan saflarında döğüşmek için Yeni Dünya’ya giden La Fayette gibi aydınlar tam bir Anglosakson olarak Fransa’ya dönmüş ve kralı alaşağı etmişlerdir.Fransız liberalizminin bilinen isimlerinden Voltaire’de Londra sürgünününden John Locke’nin talebesi formason bir Anglosakson aydın olarak ülkesine ayak basmıştır.Gerisi malum,Fransız Devrimi !

Bizim aydınlarımız bu ilişkiyi özgürleşmeye bağlar ama milletler mücadelesine bağlayamazlar.İngilizlerin neden bireyci-liberal felsefeye itibar ettiklerini,Fransızların neden daha toplumcu olduklarını anlamak için coğrafya-zihin arasında ilişki kurmak gerekir.Sadece coğrafya değil elbette toplumsal özelliklerde bu tercihlerde önem taşır.

Bu yazılar bir talebi içerir ve Türkiye’nin de liberal bir yolu tercih etmesi gerektiğini vaz’eder.

Bu sebeple Hürriyetin yazarı,başbakan yardımcısı Ali Babacan’ın özgürleşme vurgusu yaptığını beyan ederek,ileri demokrasi,buna uygun bir hukuk düzeni ve bunu besleyecek bir eğitim düzeni olmazsa Türkiye’nin orta gelir tuzağına düşebileceğinden bahsederek yazısını bitirir.

Ama bitmeyecek bir gerçek vardır.İngiltere ada toplumu olması sebebiyle başlattığı bu ademi merkeziyetçi politikalarını bir emperyalizm aracı olarak kullanmıştır.Sanayi devrimi ” Londra Miles kahvesinde ” değil Hint Okyanusundan apardığı hammaddeyi Manchester,Liverpol,Londra,Binmingham fabrikalarındaki sömürü düzeni ile mala dönüştürdüğü bir çarkta aranmalıdır.

Bu çarkın bir de siyasi ideolojisi vardır.

Anglosakson varlığına eklemlenen Yahudi sermayeciliğinin emrettiği kapitalizme dayalı liberalizmdir bu idelojinin adı.

Bizim jeopolitiğimiz ayrı.

Bizim gerçeklerimiz apayrı.

Elbette milli ideolojimiz de ayrı olacaktır.

Aydınlarımız elmanın rengini özgürleşmeye bağlasa da Allahın yarattığı bu güzel meyvenin pigmentleri esas yol gösterici olacaktır.

Jeopolitik gerçeklerimizin yol gösterici olduğu gibi.

06.08.2012

Yorum bırakın

Filed under Ahmet Şafak