Category Archives: Soner Gören

Batı Avrupa’da Türk Milliyetçiliği (Soner Gören)

Çok geniş coğrafyalara, farklı şartlara ve imkanlara sahip topraklara yayılmış ve buraları yurt edinmiş olan yüce Türk Milleti, “yeni yurdunda“ özdeğerlerini korumasını bilmiştir.

Batı Avrupa’da da milletimiz Türk-İslam kimliğini daima koruma, yaşatma ve geliştirme çabasında olmuştur. Kendi kültür ve medeniyetimizden çok farklılık gösteren bir hakim kültürle; çoğunluğun savunduğu ve yaşattığı ahlak anlayışı, değerler bütünü, düşünme, algılama ve yaşama biçimi ile temaslardan milli ve mukaddes değerlerimizin tahrip olacağı endişesi hala var olmaktadır.

Başta Türk Milliyetçileri olmak üzere, Türk evlatları kendi din, dil ve törelerinin muhafazasını ve gelişmesini sağlamak için titizlikle çalışmalı ve çalışmaktadırlar.

Müslüman Türk kalmanın yolu iki temel değerin yaşatılmasından geçmektedir:

Birincisi dilimiz ve ikincisi yüce dinimizdir.

Özetle bunlara değinmek istiyoruz.

Türkçe, milli kültürümüzün, töremizin ve sosyal değerlerimizin nesilden nesile aktarılmasında başlıca araçtır. Türklük şuurunun ebedi teminatı olmakla birlikte, ona hakim olmayan bir nesil Türk’ün temsil ettiği değerlere yabancılaşmaktadır.

Öte yandan Türk, “asırlarca hep aramış olduğu ve tam bir şuur ve irade ile tercih edip gücüne güç katan“1 mukaddes dinimiz İslamiyet’siz kendini kaybetme. Tarih İslam’ı tercih etmeyerek özkültürlerine yabancılaşasan Türk boyları ile doludur.

Batı Avrupa Türklüğü bu gerçeği kavrayıp İslamiyet’te var olmanın, huzur bulmanın ve kurtuluşun peşindedir.

Ayrıca dilimiz ile din anlayışımız arasında kopmaz bir bağ vardır. Türkçe’ye hakim olmayıp tarihi kitaplığımızdan kopan genç arkadaşlarımız kimi “şeyhlerin“ Arabistan’da bastırıp burada zehir gibi dağıttığı kitapların kurbanı olmaktadırlar. Bu konuda Seyyid Ahmet Arvasi hoca (Mekanı cennet olsun!), İmam-ı Azam’ları, İmam-ı Maturidi’leri, Hoca Ahmed Yesevi’leri, Mevlana’ları ve İmam-ı Gazali’leri kastederek, şöyle demektedir:

[…] ecdadımızın meydana getirdiği eserler, yalnız Türk dünyasına değil, bütün İslam dünyasına, İslamiyet’i yeni baştan ve dosdoğru öğretecek temiz ve berrak kaynaklar durumundadır ve ne yazık ki gözlere ve dimağlara kapalıdır.“2

Batı Avrupa’da Türk Milliyetçileri, Müslüman Türk’ün temsil ettiği temel değerleri geliştirerek kıyamete kadar yaşatma idealinin peşinde olacaklardır.

Her milletin olduğu gibi, milletimizin de en mühim güç kaynağı milli birlik ve dayanışmadır. Milliyet şuurunun yaşatılması ve insanlarımız arasında kardeşlik bağlarının gelişmesi konusunda Batı Avrupa’lı Türk Milliyetçileri çok hassas davranmalıdırlar. Farklı fikir, düşünce veya dünya görüşleri doğal karşılanmalı, değişik teşkilat ve sivil toplum kuruluşlarımız birbirlerine dostça yaklaşıp “hayırlarda yarıştıklarının“3, millete hizmet yolunda birbirleri ile en güzel şekilde rekabet ettiklerinin bilincinde olmalıdırlar.

Milli Kültürün yaşatılması ve geliştirilmesi gibi ortak hedeflerin varlığı ve ortak çıkarlarda birleşmenin millet iradesinin berrak ve sağlam bir şekilde savunulması bakımından çok önemlidir.

Birlik ve beraberliğimizi zedeleyebilecek siyaset kavgalarından kaçınılmalıdır.

Türk Milliyetçiliği, milletin bütününü kucaklayabilme yetenek ve gücünü göstermelidir.

Buna bağlı olarak da Türk Milleti’nin Batı Avrupa’da içinde yaşadığı toplumsal ve siyasi şartları iyi takip edip incelemeli, var olan sorunlara milli tecrübemiz ve ilmi veriler ışığında çözüm önerileri üretilmelidir. Türk milliyetçisi, sosyal ve siyasi gelişmeleri yorumlarken Türk’ün, Ümmet-i Muhammed’in ve içinde yaşadığı toplumun saadet ve çıkarlarının peşinde olmalıdır.

Başta yerel siyaset olmak üzere politika önemli bir hizmet aracıdır. Lakin, Türk Milliyetçiliğini siyasetinin temeline alan bir partinin var olmaması sebebiyle hizmet yarışında yerel şartlara göre farklı siyasi partiler içerisinde rol almanın mümkün ve doğru olacağı kanısındayız.

Siyaset, içinde yaşadığımız toplumu savunduğumuz değerler doğrultusunda da şekillenmesi anlamına gelecektir.

Özetle, Türk-İslam kimliğini yaşamak ve yaşatmak, milli birlik ve dayanışmayı geliştirmek ve milletimizin sorunlarına çare olmak Batı Avrupa’da da milliyetçiliğin gereklerindendir.

Soner Gören / Hückelhoven

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Soner Gören

Alparslan Türkeş ve Milli Birlik – Soner Gören

Türk Dünyası’na ve özellikle Anadolu’ya, Türkiye Cumhuriyeti’ne bir baktığımızda görmekteyiz ki, toplumsal gerilim çok üst safhalarda. Siyasi tartışmalar birer taassup kavgalarına dönüşmekte ve müslüman Türk Milleti’nin evlatları ortak değerleri olan Türk Kültürü ve dinimiz İslamiyet’te dahi birleşememekteler. Dini değerler siyasi çıkarlar doğrultusunda kullanılıp sömürülmekte ve Türk, atalarını andığı törenlerde birbirine yumruk sallayıp “eşine kıymakta“. Bu yüksek toplumsal gerilimden en başta Türk Milliyetçileri rahatsız olmalı ve olmaktadırlar.

Vaziyet bu iken, bir milletin “her şeyden önce insan sevgisi ve insanlara yararlı olma, insan varlığına saygı gösterme esasına dayanan manevi yüksek inanç sahibi“1 olmadan yükselemeyeceği, mutluluğa ve huzura kavuşamayacağı fikir ve inancını gönüllerimize kazıyan rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’in düşünceleri günümüzde hala var olan sorunlarımıza merhem olacaktır.

Toplumsal gerilimin ilacı Başbuğ’dadır.

Merhum Alparslan Türkeş milletlerin/milletimizin en büyük güç kaynağı milli birlik ve bütünlük olduğunu kavramış, hayatında bunu tatbik etmiş ve genç nesillerin beyin ve kalplerine bu gerçeği aşılamıştır. “Milliyetçiliğimiz, Türk milletinin bütün fertlerini aynı derecede sevmektir“2 derken açtığı bayrağın ve girdiği yolun ayrılık, nefret ve düşmanlık değil, birlik-beraberlik, muhabbet ve kardeşlik bayrağı ve yolu olduğunu anlatmıştır.

Türk Milleti’ne ve onun genç nesillerine insanlararası münasebetlerinde sevgi ve kardeşlik gibi yüce duyguların esas alınmasını tavsiye etmiştir. Vefatından bunca yıl sonra da, en büyük güç olarak bildiği fikirleri gecemizi aydınlatmakta ve “evlatlarım!“ diyerek seslendiği bizleri baba şefkatiyle kucaklamaktadır.

Kendisinin fikirlerinde bölünme yerine birleşme, farklılaşma yerine kaynaşma hakimdir. Tarifinde manevi amillere atıf yaparak “birlikte yaşama şuuruna varmış insan topluluğu“3 olarak tanımladığı milleti tüm fertleriyle birlikte birbirine kenetlenme davasına düşen Başbuğ, ülküsünü şu şekilde açıklar: “Milli Devlet Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan her Türk vatandaşını kucaklayan, bağrına basan bir devlet biçimidir. Bizim gözümüzde Türk milleti; bölge, mezhep, ırk ve parti ayırımı gözetmeksizin bölünme kabul etmez kutsal bir bütündür.“4

Bu anlayış içerisinde milletimizin her ferdine ve hatta her insana Allah’ın yüce bir emaneti olarak yaklaşılır. Her türlü sun’i ayırımı gözardı ederek milletimizin tüm üyeleri Türklük ve yüce dinimiz İslamiyet’te buluşur. Hiç şüpheniz olmasın, Başbuğ Türkeş bugüne ve yarına çok şey söyler. Ama belki de şuan en çok ihtiyacımız olanı bu “birbirinizi sevin ve birleşin!“ ikazı. Yakın tarihimizde “milli barışın ve birliğin savunucusu“ ünvanını en çok o hak ediyor.

Soner Gören

1Alparslan Türkeş. Dokuz Işık, S. 17 (Bilge Oğuz, 2010)

2Dokuz Işık, S. 258

3S. 284

4S. 260

Yorum bırakın

Filed under Soner Gören

İdealizm ve Korkaklık (Soner Gören)

“Ecce homo“, ataları Leh asıllı olan ünlü Alman filozof Friedrich Nietzsche´nin, ölümünden (=25.  Ağustos 1900) sekiz sene sonra yayınlanan eserinin adıdır. “Ecce homo“ Nietzsche´nin son eseri olmakla birlikte, dünyanın en tanınmış/ünlü otobiyografisi olma iddiasındadır. Var olan ahlaki değerlerin hepsini reddeden (imoralizm/ahlaksızlık), tüm değerlere eleştiri ile yaklaşan ve kendini “ilk imoralist“ olarak tanımlayan Nietzsche´nin, kendi hayatını anlattığı ve kaleme aldığı eserlerini yorumladığı bu kitabının ilk sayfalarından itibaren dikkatimi çeken kendisinin idealizm düşmanlığıdır.
Kendisine göre;
İki dünya mevcuttur, birisi gerçek dünya ve diğeri hayali dünya. Gerçekler ve idealler. İdeallere olan inanç bir körlük değil, gerçeği görememe değil, korkaklıktır. İdealler gerçeklerin üzerinde birer lanettirler.
Hayatındaki her yanılgının ve yanlışın suçunu, kendi deyimiyle “lanet olası idealizmde“ bulmaktadır kendisi.
Nietzsche´ye göre idealizm, gerçeklerden kaçıştır ve bir zaaftır.
Kendisince büyük insan olmanın formülü, geçmişte ve gelecekte hiçbir değişiklik istememektir. Başka bir değişle, var olan durumla memnun kalmaktır.
Gerçektende idealizm, bazı insanlarda hayaller dünyasına dalıverip birdaha gerçeklerin dünyasına adım atmamak oluyor. Bu kaçış, var olan gerçeklerle ve durumla tatmin olmamakla birlikte doğuyor ve asla bir çözüm değildir.
İdealizm, bugünün görevlerini bırakıp uzak diyarlarda hayali bir dünyada yaşamak olmamalıdır.
Hayal kurmaya karşı değilim. Aksine, merhum Alparslan Türkeş´in şu sözlerinde kendimi buluyorum:
“ İnsanlar hayal ederler. Hayal kurarlar. Bu hayalleri kendileri için iyi olan, kendilerinin özledikleri, elde etmekle mutluluk duyacakları birtakım istekleri, birtakım özleyişleri belirtir. İnsanlar hayalleriyle büyük ölçüde insan olurlar. İnsanlar hayalleriyle öteki canlılasrdan bir ayrıcalık gösterirler ve gerçekten insanlık vasfını kazanmış olurlar.“*
İdealler, insanlara yönlerini tayin etmede yardımcı olurlar. Aslında, yön hep aynıdır. Herzaman daha iyisi ve daha güzeli.
Bu sadece insan için geçerli değildir. Başta bilim felsefesine (Alm.: Wissensschaftstheorie) önemli katkılarda bulunan ve 20.yüzyılda batıyı büyük ölçüde etkilemiş olan, Avusturya kökenli Britanyalı filozof Karl Raimund Popper bu konuyu şöyle ifade ediyor:
“Hayat daha iyi bir dünya arıyor. Her canlı daha iyi bir dünya bulma çabasında. İdeal bir dünyayı bulmak, daimi isteğimiz, ümidimiz, ütopyamızdır.“**
Çevrenin bizi şekillendirebildiği kadar bizde çevremizi şekillendirebiliriz.
Çıplak gen, proteinlerin bulundğu bir çevre arayışındayken, kendine proteinlerden meydana gelen bir örtü oluşturmuştur. Bu genlerin daha güzel dünyasıdır.
Bizler üzerimize deri bir ceket giydiğimizde farklı birşey yapmamaktayız.
Daima yakın ve uzak çevremizi ve son olarak tüm dünyayı değiştirme ve modifiye etme çabasındayız.
Hayat şartlarımızla hiçbir zaman bütünüyle memnun kalmadık ve kalmayacağız.
İdealist, daha güzel bir dünya arayışında (kendine göre) hedefler tasarlayan ve bunlar için mücadele veren insandır.
İnsanlık, birçok alanda yükselişlerini idealist kişilikler ve idealist bir ruh sayesinde gerçekleştirmiştir. İdealistler, medeniyet inşasında büyük rol oynarlar.
Bu konuda Igor Sikorski´nin başına gelenler örnek teşkil ediyor:
Igor Sikorski, New York´ta dershanelerde fizik öğretmeni olarak, zor şartlarda geçimini sağlamaya çalışıyor. Sikorski´nin, kalabalığa göre aptalca bir fikri vardır; kalkış ve iniş pistine ihtiyaç duymayan bir uçak. Bulunduğu yerden havalanabilen ve hatta havada yerinde durabilen bir uçak. Ama geçimini sağlamakta dahi zorluk çeken fizik öğretmeninin bunu kendince finanse etmesi mümkün değildir. Uzun bir arayışın ardından ve büyük çabaların sonucunda projesine finansman bulur. İlk denemelerde konstrüksiyon hatalıdır, makine düşer ve yaralananlar olur. Ve Sikorski elindeki finansmanları da kaybeder. Ama kendisi fikrine inanmıştır. Sonucun ne olduğunu bugün hepimiz biliyoruz:
Kaç kişi kurtarma helikopterlerine hayatını borçlu?
Yeryüzünde ortaya atılan en iyi fikirler başta küçümsenmişlerdir.
İdealist, fikirlerine karşı sonsuz inanç içindedir. Galip Erdem´in dediği gibi: “En çok dinlediği nasihattır. Ama yine kendi bildiğini yapar.“
Türk-İslam Ülküsü felsefesi, idealizm ve rasyonalite arasında en mükemmel uyumu gerçekleştirmiştir. Onun tarifinde idealizm “insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirimesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması“* anlamını taşır.
İdealizm, tüm olumsuzluklar karşısında cesarettir. İdealizm inançtır. Ümittir. İdealizm, zifiri karanlığın ortasında bir mum olabilmektir.
İdealler, ülküler uzun vadelidir. Ülkü yolunda, günün görevlerini unutmadan ve her küçük görevin büyük bir davaya hizmet ettiği bilinciyle çalışmak esastır.
Türk- İslam Ülküsü daima gerçekçi olmayı ve girişilecek faaliyetlerde hiçbir zaman tehlikelere ve maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmayı esas kabul eder.
Şunu da unutmayalım ki;
“ İnsanın her arzu ettiği gerçekleşir mi? Son söz de, ilk söz de Allah´ındır.” (Necm/24-25)
Sözlerimin sonuna varmışken, hayatını imanlı bir gençliğin yetişmesine adayan, bu büyük ideal için çırpınmış, kafa yormuş ve aramızdan ayrılana kadar da bu istikametini asla bozmamış Seyyid Ahmed Arvasi hocamın, yol gösteren sözlerinden birini sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Batmayacağına inanarak suya bas, yürür gidersin. Mucize yürüyebilmen değil, inanabilmendir!”
İnançları uğrunda yaşamanın hazzını tadanlar, selam sizlere!

15.03.13, Soner Gören

Kaynaklar:
*Dokuz Işık, Alparslan Türkeş
**Alle Menschen sind Philosophen, Karl Raimund Popper

Yorum bırakın

Filed under Soner Gören